Merhaba. 16. bültene hoş geldiniz!
Almanya federal seçimleriyle aynı güne denk gelen bu haftanın bülteninde, AB’nin sürdürülebilirlik konularındaki tutumunun da oya sunulacağı bu seçimler, denizden içme suyu elde edilmesini sağlayan desalinasyon prosesleri ve iklim krizinin Türkiye’ye etkileri ana başlıklarımızı oluşturuyor.
Lafı fazla uzatmadan, haftanın albüm önerisi ile başlıyoruz.
🎧 Haftanın albüm önerisi

Bu hafta Pazar bülteninize eşlik etmesi için sizlere İtalyan piyanist Ludovico Einaudi’nin 2004 tarihli Una Mattina albümünü önermek istiyorum. İyi okumalar ve keyifli bir Pazar dileklerimle.
📖 Haftanın kitap önerisi

Takip edenler biliyordur: Vaclav Smil, popüler medyada Bill Gates’in en çok referans verdiği yazarlardan biri olarak öne çıkmıştı. Gates, iklim krizi üzerine yazdığı kitabında da Smil’in çalışmalarından ilham aldığını açıkça dile getirmişti. Smil’in eserlerinin fazlasıyla detaycı, teknik ve okuması kolay olmadığı yönündeki eleştirilere kısmen katılıyorum. Ancak ele aldığı konuların doğası gereği, yüzeysel bir anlatımla işlenmesi zaten beklenilmemeli: Bilimsel verilere ve kapsamlı araştırmalara dayanmadan bu alanlarda anlamlı bir şey söylemek pek mümkün olamaz.
Vaclav Smil, How The World Really Works başlıklı kitabında, enerji, sanayi, gıda sistemleri ve küresel ekonominin nasıl işlediğini sade ama derinlemesine bir dille anlatıyor. Çoğu zaman göz ardı edilen ya da basitleştirilen konuları rakamlarla ve tarihsel bir perspektiften ele alarak, yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik gibi konuların aslında ne kadar karmaşık olduğunu gözler önüne seriyor. Tıpkı + bir buçuk bültenlerinde yapmaya çalıştığımız gibi.
Kitap, iklim değişikliği ve enerji dönüşümü üzerine gerçekçi bir bakış sunarken, politik söylemler yerine fiziksel ve ekonomik gerçeklere odaklanarak okuyucuya dünyayı daha iyi anlama fırsatı veriyor. Özellikle sanayi ve enerji sistemleriyle ilgilenenler için vazgeçilmez bir kaynak.
Bültenlere kaydolun!
Her hafta sanayi ve tedarik zincirinde karbon azaltımıyla ilgili özenle seçilmiş güncel bilgiler ve derinlemesine analizler e-posta kutunuza geliyor.
Güncel kalmak için şimdi kaydolun!
Öne çıkan dosyalar
🌊 Desalinasyon üzerine çalışan girişimler
Bu haftanın konusu olan ve aşağıda yer alan “İklim krizinin Türkiye’ye etkileri” başlığına eşlik etmesi amacıyla, Türkiye’nin iklim kriziyle mücadelesinde önemli bir alternatif su temin yöntemi olan desalinasyon (tuzdan arındırma) teknolojisini ele almak istiyorum. Desalinasyon, deniz suyunun tuz ve diğer minerallerden arındırılarak içme ve kullanma suyuna dönüştürülmesi sürecine verilen isim. Özellikle su kaynaklarının kısıtlı olduğu bölgelerde, bu teknoloji iklim kriziyle mücadelede hayati bir çözüm sunma potansiyeli taşıyor.

IDRA (Uluslararası Desalinasyon ve Yeniden Kullanım Birliği) verilerine göre, dünya genelinde yaklaşık 22.000 desalinasyon tesisi bulunuyor ve bu tesisler günde toplam 109,22 milyon metreküp (yaklaşık 109 milyar litre) su üretiyor. Bu kapasite, dünya çapında 300 milyondan fazla insanın su ihtiyacını karşılamak için yeterli. Dünya genelinde Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesi, desalinasyon kapasitesinde lider konumda bulunuyor: Özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, içme suyu ihtiyaçlarının büyük bir kısmını desalinasyon yoluyla karşılıyor. (Dünyanın en büyük desalinasyon tesisi olan Ras Al Khair, Suudi Arabistan’da bulunuyor.) 2023 senesinde 16,19 milyar dolar büyüklüğündeki desalinasyon pazar büyüklüğünün 2032 senesinde 36,98 milyar dolara çıkması öngörülüyor1.
Desalinasyonun yüksek enerji tüketimi yanında, atık tuz bertarafı gibi, ekolojik açıdan problemli iki önemli sorunu bulunuyor. Bu problemlere bir sonraki dosyada yer vereceğiz. İlk olarak, desalinasyonun yüksek enerji ihtiyacına çözüm üretmeye çalışan birkaç girişimi sizlere tanıtmak ve bu prosese yönelik çalışmaları öne çıkarmak istiyorum.
OceanWell: Ters ozmoz süreci ile deniz seviyesinin 400 metre altındaki doğal hidrostatik basınçtan faydalanan bir teknoloji geliştiren OceanWell, kara tabanlı tuzdan arındırma sistemlerine kıyasla enerji gereksinimini %40 oranında azaltabiliyor. Herhangi bir kimyasal kullanmayan ve yüksek tuz konsantrasyona sahip atık su üretmeyen teknolojisi ile, ekolojik bozulmayı minimum düzeyde tutmaya çalışıyor. Kasım 2024’te, 11 milyon dolar değerinde Seri A yatırımı alan girişim, modüler derin deniz suyu çiftliklerinin ölçeklendirilmesi ve Kaliforniya’da Las Virgenes Belediye Su Bölgesi ile pilot bir proje başlatılması için finansman sağlamış durumda. Bilgi için: OceanWell.

Oneka Technologies: Benzer bir yaklaşım benimseyen bir diğer girişim ise Kanada menşeili Oneka. Deniz altındaki hidrostatik basınç yerine, dalga enerjisini kullanarak deniz suyunu içme suyuna dönüştüren sistemler geliştiriyor. Elektrik şebekesine bağlı olmadan çalışabilen bu teknoloji, sera gazı emisyonuna yol açmadan temiz su üretebiliyor. Bilgi için: Oneka.
EdenTech: ABD’nin Utah eyaletinde faaliyet gösteren Eden Technologies, mevcut desalinasyon tesislerinin verimliliğini artırmayı hedefleyen, yenilikçi bir santrifüj teknolojisi üzerinde çalışıyor. Santrifüj ile tuzlu su arıtma verimini arttırıp enerji maliyetlerini düşürmeye odaklanan girişim, bu yöntemle lityum ve magnezyum gibi değerli minerallerin geri kazanımı da mümkün hale getirmeyi hedefliyor. Bilgi için: EdenTech.
⚠️Desalinasyonun problemleri
Desalinasyon ile tuzlu su arıtıldığında, ister istemez atık tuzun nasıl değerlendirileceği sorusu ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Deniz suyunun yaklaşık %3,5 tuz içerdiğini dikkate alırsak, yukarıda bahsi geçen dünya genelindeki 22.000 desalinasyon tesisinin günde ürettiği 109,22 milyon metreküp suyun, aynı zamanda günde yaklaşık 3,8 milyon ton tuz üretildiği anlamına geldiğini de dikkate almak lazım. Desalinasyon sonunda çıkan atık su sadece tuz değil, aynı zamanda çeşitli metalleri ve kimyasalları da barındırabiliyor. Deniz suyunun alındığı bölgenin kirlilik seviyesi, atık su içerisinde kurşun, mangan, herbisitler, pestisitler ve diğer toksik maddelerin bulunmasına yol açabiliyor2. Bu atığın denize şarj edilmesi, bu nedenle deniz ekosistemine büyük zarar verebiliyor. Yüksek konsantrasyonlu tuzlu suyun kontrolsüz bir şekilde doğaya bırakılması, yerel biyolojik çeşitliliğin azalmasına ve su kalitesinin bozulmasına da neden olabilir. Bu nedenle, atık tuzun güvenli bir şekilde bertaraf edilmesini veya endüstriyel kullanım için geri dönüştürülmesini, desalinasyonun çevresel sürdürülebilirliği açısından kritik bir sorun olarak görmemiz gerekiyor.
Günümüzde en yaygın kullanılan tuzdan arındırma yöntemi olan ters ozmoz* ile desalinasyona dair bilinen diğer problemler arasında, yüksek enerji ihtiyacını da gösterebiliriz3,4. Zaten bu nedenle bir önceki başlık altında listelenen girişimlerin, desalinasyon prosesinin enerji ihtiyacını düşürecek çözümleri araştırıyor oldukları, muhtemelen dikkatinizi çekmiştir. Suyun osmotik basıncını aşmak için 60-80 bar gibi yüksek basınç değerlerine gereksinim duyulması, önemli miktarda elektrik tüketimine neden oluyor. Geleneksel ters ozmoz sistemleri, 1 m3 su üretmek için yaklaşık 3-4 kWh enerji harcıyor5, bu da büyük ölçekli tesislerde yıllık bazda ciddi enerji maliyetlerine neden oluyor. Bu yüksek tüketim, desalinasyon tesislerini fosil yakıtlara bağımlı hale getirerek karbon emisyonlarını artırabilir. Bu nedenle, enerji geri kazanım sistemleri, yenilenebilir enerji entegrasyonu ve ileri membran teknolojileri gibi çözümleri, ters ozmozun çevresel etkilerini azaltmak için araştırılan başlıca inovasyon alanları arasında gösterebiliriz.

Tüm zorluklarına rağmen, desalinasyonun Türkiye’nin su yönetimi stratejilerinde önemli bir rol oynayacağını öngörebiliriz diye düşünüyorum. İklim değişikliği nedeniyle yağış rejimlerinin değişmesi, artan nüfus ve sanayi talepleri, Türkiye’yi alternatif su kaynakları arayışına itiyor. Ancak, mevcut teknolojilerin yüksek enerji gereksinimi yanında, çevresel etkileri ve atık sorunu gibi konuların da çözüme kavuşturulması gerekiyor.
Türkiye’nin desalinasyon teknolojilerinin gelişimindeki küresel eğilimleri takip ederek yenilikçi teknolojileri öncelikli araştırma ve yatırım alanları arasında göstermesi, enerji verimli ve çevre dostu çözümler geliştiren yerli girişimleri teşvik etmesi büyük bir fırsat sunabilir. Uzun vadede, sürdürülebilir desalinasyon politikaları su güvenliğini sağlarken, Türkiye’nin su teknolojilerinde bölgesel bir lider olmasını da mümkün kılabilir.
Kullanılan kaynaklar (Detaylar için kaynaklar sayfasına bakınız):
- Global Desalination Market Report by Technology, Application, Water Source, Regions and Company Analysis 2024-2032. Renub Research (2024)
- Desalinasyon İstanbul’un susuzluğuna çare olamaz. A. İlhan. Yeşil Gazete (2018)
- A comprehensive review of energy consumption of seawater reverse osmosis desalination plants. J. Kim, K. Park, D.R. Yang, S. Hong. Applied Energy, Vol 254 (2019)
- Desalinasyon tesisleri deniz suyu arıtma teknolojileri. S. Çalapkulu. MMO Mühendis ve Makina (2020)
- Consideration of energy savings in SWRO. C.R. Bartels, K. Andes. Desalination and Water Treatment, Vol. 51 (2013)
* İngilizce’deki osmosis ifadesinin Türkçe’ye ozmoz, osmoz ve ozmos diye çevrildiği çeşitli kaynaklar bulmak mümkün. TDK’ya göre doğru ifadenin ozmoz olması nedeniyle, metinde de aynı kullanım tercih edildi.
Gündemden notlar
🗳️ Almanya’da seçim günü!

Almanya genel seçimleri bugün gerçekleşiyor. Sonuçlar öncesinde, başlıca partilerin enerji ve iklim değişikliği politikalarına birlikte göz atalım.
CDU/CSU, elektrik fiyatlarını düşürmek amacıyla vergi ve şebeke ücretlerini azaltmayı hedefliyor. Kurumsal vergi oranlarını %25’e indirme planları da bulunan parti, yenilenebilir enerji yatırımlarının yanı sıra nükleer enerji araştırmalarına da yeniden ağırlık vermeyi düşünüyor. AB’nin içten yanmalı motor yasağını kaldırmak ve elektrikli araç altyapısını geliştirmek, partinin vadettiği diğer konular.
AfD, fosil yakıt kullanımını sürdürmeyi ve nükleer enerjiyi yeniden canlandırmayı savunarak enerji politikalarında radikal bir değişiklik öneriyor. Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmeyi ve enerji vergilerini düşürmeyi planlayan parti, ayrıca Rusya’dan gaz ithalatını yeniden başlatmak için Nord Stream boru hatlarını tekrar faaliyete geçirmeyi düşünüyor.
SPD, yenilenebilir enerjiye yönelik sübvansiyonları devam ettirerek tüketicilere geri ödeme sağlayacak bir dönüşüm fonu oluşturmayı planlıyor. Parti, enerji sübvansiyonlarını finanse etmek için kamu borçlanma limitlerini gevşetmeyi savunurken, Alman yapımı elektrikli araçların alımını teşvik etmek amacıyla vergi indirimleri sunmayı hedefliyor.
Yeşiller Partisi, yenilenebilir enerji yatırımlarına öncelik vererek gazdan elektriğe geçişi teşvik edecek bir kapasite piyasası oluşturmayı planlıyor. Elektrikli araçlar, ısı pompaları ve enerji paylaşım sistemlerini desteklemeye devam eden parti, bu politikaların finansmanı için devlet borçlanmasını artırmayı öneriyor.
Daha fazla detay isteyen okuyucularımız CarbonBrief’in 11 Şubat tarihli yazısına bakabilirler.
♨️ Uluslararası Enerji Ajansı’ndan yeni rapor: Jeotermal enerjinin geleceği
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), küresel enerji dönüşümünde jeotermal enerjinin potansiyelini mercek altına alan yeni bir rapor yayımladı. The Future of Geothermal Energy başlıklı rapor, jeotermal enerjinin sürdürülebilir enerji sistemlerine katkısını, teknolojik gelişmeleri ve sektörün önündeki fırsatları detaylı bir şekilde ele alıyor.

Rapor, jeotermal enerjinin karbon emisyonlarını azaltma potansiyelinin yanı sıra elektrik üretimi ve ısıtma uygulamalarında nasıl daha etkin kullanılabileceğini değerlendiriyor. Aynı zamanda, yatırım ve politika önerileriyle sektörün büyümesini hızlandıracak stratejilere ışık tutuyor. Jeotermal enerjiye dair en güncel verileri içeren raporun tamamına IEA’nin resmi internet sitesinden ulaşabilirsiniz.
Bültenlere kaydolun!
Her hafta sanayi ve tedarik zincirinde karbon azaltımıyla ilgili özenle seçilmiş güncel bilgiler ve derinlemesine analizler e-posta kutunuza geliyor.
Güncel kalmak için şimdi kaydolun!
Haftanın konusu: İklim krizinin Türkiye’ye etkileri
Türkiye, coğrafi yapısı ve iklimsel özellikleri nedeniyle maalesef iklim krizinden ciddi şekilde etkilenecek ülkeler arasında gösteriliyor. Ülkemizin hem Akdeniz, hem de Karadeniz iklim kuşaklarının kesiştiği bir bölgede yer alıyor olması, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini farklı yönlerden deneyimlememize neden oluyor. Bu etkileri sadece çevresel bağlamda ele almamız doğru olmaz: İklim krizinin aynı zamanda ekonomik, sosyal ve politik boyutlarda da kendini gösteren etkileri olmasını bekliyoruz.
Bu krizle mücadele etmek ve olumsuz etkilerini en aza indirmek için acil önlemler almamız gerekiyor. Özellikle tarım, su kaynakları, biyolojik çeşitlilik ve üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olarak kıyı bölgeleri, iklim krizinin etkilerine karşı en savunmasız alanlar arasında yer alıyor. Bu önlemleri belirleyebilmek için de, öncelikle muhtemel problemlere dair bir farkındalığımız olması gerekiyor. Bu yazıda, iklim krizinin ülkemiz üzerindeki olası ve halihazırda hissedilmeye başlanan olumsuz etkileri üzerinde duracağız.
1. Sıcaklık artışı ve kuraklık
Birazdan ele alacağımız birçok başka problemin kaynağı olan sıcaklıklardaki artış, doğal olarak ülkemiz üzerinde ciddi bir kuraklık tehlikesi yaratıyor. Normalin altında yağış, düşük toprak nemi, sıcak ve kuru hava gibi birçok faktörün birleşimi neticesinde ortaya çıkan kuraklık sadece bir doğa olayı olarak görülmemeli. Kuraklığın su kaynakları üzerine yaratacağı baskı tarımdan tutun, sanayi üretimine ve hatta göç olaylarına kadar etkileri olabilecek ciddi sonuçlar doğurabilir.
Bilim insanlarının bulgularına göre iklim krizi neticesinde iklim kuşakları ekvatordan kutuplara doğru kayacağı için, Türkiye’nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da hakim sıcak ve kurak iklim kuşağına dahil olması, krizin derinleşmesi durumunda oldukça muhtemel görünüyor. O nedenle çölleşme riski altında bulunan İç Anadolu, Güney Doğu Anadolu yanında Akdeniz ve Ege bölgelerinde de hem su kaynakları, hem tarım, hem de ormancılık açısından olumsuz etkilerle karşı karşıya kalabiliriz.

2. Aşırı (ekstrem) hava olayları
Bu konuyu önümüzdeki haftalarda detaylı bir şekilde ele alacağız. Her ne kadar ilk bakışta birbiriyle çelişen durumlar gibi görünseler de, Türkiye’nin hem kuraklık, hem de aşırı yağış açısından ciddi risk altında olduğu kabul ediliyor. Aşırı yağışlar kuraklığın giderilmesine yardımcı olmadığı gibi, sel baskınlarını da tetikleyerek can ve mal kaybının yaşandığı olaylara vesile olabiliyor. Bunlar birer gelecek senaryosu değil; halihazırda yaşadığımız, sıklıklarının ve şiddetlerinin artışına birlikte tanıklık ettiğimiz olaylar.
Türkiye’de yaşanan afet haritalarına AFAD’ın internet sayfası üzerinden ulaşabileceğinizi parantez içinde hatırlatalım.
3. Biyolojik çeşitliliğin azalması
Zengin bir biyolojik çeşitliliğe sahip olan ülkemizde, ekosistemlerdeki değişimle birlikte bu çeşitliliğin zarar görmesi kaçınılmaz görünüyor. İklimsel değişimle birlikte bozulan iklimsel rejimler sebebiyle çeşitli ekosistemlerin yapılarında, bileşimlerinde ve coğrafi dağılımında bozulmalar meydana gelebilir.
Bu olayların iklimsel değişimle birlikte eşzamanlı gerçekleşmiyor, bir miktar geriden geliyor olması bizim için bir açından bir şans, ama bir açıdan da, biyolojik çeşitliliğin ve ekosistemlerin üzerindeki baskıyı birebir göremiyor olmamız açısından, şanssızlık. Eş zamanlı olarak görebiliyor olsak kaybımız belki artacaktı, ama en azından sonuçları birebir tecrübe ediyor olmamız nedeniyle harekete daha kolay geçebilecektik. Biz bu sonuçları tecrübe etmeye başladığımızda, maalesef artık geri dönüş için geç kalınmış bir noktada olacağız.

4. Deniz seviyesinin yükselmesi
Küresel iklim değişikliği nedeniyle Güney Kutbu ve Grönland adası gibi karasal buz kütlelerinin erimesi, deniz seviyesinin yükselmesine yol açıyor. Bu durum, özellikle Akdeniz ve Karadeniz kıyılarında erozyon ve tuzlu su istilası gibi sorunlara neden olabilir. Tuzlu su istilası, medyada yeterince vurgulanmayan bir sorun diye düşünüyorum. Kıyı bölgelerinde, yer altındaki tatlı ve tuzlu su dengesinin bozulması sonucu, yoğun tuzlu suyun kıyıya yakın tatlı su kaynaklarına ilerleyerek karışması anlamına gelen bu durum, su altı ekosistemleri üzerinde büyük bir tahribat yaratma potansiyeline sahip.
Bu konunun bir de kültürel mirasımızı tehdit eden boyutu var. Hükûmetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) öngördüğü en olumsuz senaryoya göre, küresel deniz seviyelerinin yüzyılın ortasında 0,5 metre, yüzyılın sonunda ise 1 metre kadar yükseleceği öngörülüyor. Bu öngörü, örneğin İstanbul Boğazı’nda kıyılarda kalan Dolmabahçe Sarayı, Beylerbeyi Sarayı, Küçüksu Kasrı gibi yapıların tehlike altında olduğu anlamına geliyor. Buna ek olarak İzmir Körfezi’nin de deniz suyu seviyesindeki artıştan olumsuz etkilenecek bölgeler arasında olacağı öngörülüyor.

5. Tarım ve gıda güvenliği
Ekosistemler üzerindeki baskı nedeniyle iklim krizinin tarımsal faaliyetler yanında, hayvan ve bitkilerin doğal yaşam alanlarında önemli değişimler yaratması oldukça muhtemel senaryolar arasında yer alıyor. Kuraklık yanında yağış rejimindeki değişimler, örneğin yağışların bahara doğru kayıyor olması, tarımsal üretim açısından önemli riskleri beraberinde getiriyor. Kuraklığın topraktaki kullanabilir suyu düşürüyor olması da, tarımsal üretim üzerinde baskı yaratan bir diğer faktör olarak öne çıkıyor. O nedenle yağışlardan gelen suyun depolanması, topraktaki nem rejiminin düzenlenmesi için önemli olduğu kadar, gıda güvenliği açısından da dikkat edilmesi gereken bir konu. Dikkat edilmemesi durumunda, buğday, arpa gibi temel gıda ürünlerinin veriminin azalması, gıda fiyatlarının artmasına ve kırsal nüfusun geçim kaynaklarının zarar görmesine yol açabilir.
6. Göç ve sosyal etkiler
İklim krizinin göç ve sosyal yaşam üzerindeki etkilerinin, özellikle Türkiye’deki kırsal bölgelerde ve iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine en fazla maruz kalan yerlerde hissedilmesi bekleniyor. İklim değişikliğinin neden olduğu kuraklık, su kaynaklarının azalması, tarımsal verimliliğin düşmesi gibi sorunlar, kırsal bölgelerdeki yaşam koşullarını zorlaştırarak, bu bölgede yerleşik halkı göçe zorlayabilir.
Bu göç dalgalarının, şehirlerde hızlı ve düzensiz bir nüfus artışına neden olacağını öngörebiliriz. Kentlerin altyapısı, bu nüfus artışını karşılamakta zorlanırsa, su, elektrik, ulaşım ve konut gibi temel hizmetlerde yetersizlikler ortaya çıkabilir. Özellikle büyük şehirlerde gecekondu bölgelerinin yaygınlaşması, sosyal eşitsizliklerin derinleşmesi ve kentsel fakirliğin artması iklim krizinin pek konuşulmayan etkileri olarak ortaya çıkabilir.

Göç dalgaları, aynı zamanda sosyal uyum ve entegrasyon sorunlarını da beraberinde getirecektir. Bu, Türkiye’nin halihazırda tecrübe etmiş ve etmekte olduğu bir konu olduğu için, çok varsayımsal bir iddia olduğunu söyleyemem: Kırsal kesimden gelen insanların kentlerdeki yaşam tarzına uyum sağlaması kolay olmuyor. Bu süreçte sosyal çatışmaların, yabancılaşmanın ve toplumsal gerilimlerin boyutları derinleşebilir.
İklim krizinin tetiklediği bu tür iç göç hareketleri, Türkiye’nin demografik yapısını da etkileyecektir. Kırsal alanların nüfusu hızla azalırken, kentlerin nüfusunun daha da artması, tarım ve hayvancılıkta iş gücü sıkıntısı yaratacaktır. Ayrıca, kırsal alanların boşalması, bu bölgelerdeki kültürel mirasın ve geleneksel yaşam biçimlerinin kaybolmasına da vesile olabilir.
Bu riskler, sosyal politikalar ve kentsel planlama açısından dikkate değer zorluklar içeriyor. Göçmen nüfusun sosyal entegrasyonu, kentsel altyapının geliştirilmesi ve kırsal kalkınma projelerinin hayata geçirilmesi, bu zorluklarla başa çıkmada kritik önem taşıyor. Yeter ki biz bu konularda bütüncül ve uzun vadeli stratejiler geliştirmeyi ertelemeyelim.
Önümüzdeki Pazar görüşmek üzere!
+ bir buçuk‘un on altıncı Pazar bülteni burada sona eriyor. Umarım bu bültenler, yeşil dönüşümün şimdiye dek tecrübe etmediğimiz ölçekte kapsamlı ve titiz bir planlama gerektirdiğini ve teknoloji darboğazının, problemin merkezindeki meselelerden biri olduğunu gösterebiliyordur.
Her türlü öneri, eleştiri ve yorumunuz için ister aşağıdaki kutuya yorum bırakarak, isterseniz buradaki iletişim formu aracılığıyla bize ulaşabilirsiniz.
Bültenleri e-posta üzerinden de okuyabileceğinizi tekrar hatırlatarak, herkese iyi Pazarlar diliyorum.
Not: İçerik hazırlığında kullanılan kaynakların listesini burada görebilirsiniz.

Bir Yorum Yazın