,
9–14 dakika

OKUMA SÜRESİ

Bülten #22 – Megaşehirler ve iklim mücadelesi: C40’ın vaadi ve gerçekliği

Merhaba. 22. bültene hoş geldiniz!

Öncelikle kısa bir duyuru: Adına ister ilk sezonun sonu diyelim, ister ufak bir ara, 24. bülten ile birlikte + bir buçuk bültenlerine bir süre ara veriyor olacağım. Takip eden, ilgi gösteren herkese sonsuz teşekkür ediyorum. Açıkçası bugüne kadar gördüğü ilgi bile, benim beklentilerimin çok ötesinde oldu. Umarım ikinci sezonda, yenilenmiş ve tazelenmiş bir şekilde devam edeceğiz.

Ama bu bir veda değil elbette — okumakta olduğunuz bültenle birlikte 3 bültenimiz daha var. Bu hafta şehirlerin mücadelesine odaklanıyoruz. Daha doğrusu megaşehirlerin karbonsuzlaşmasını amaçlayan C40 projesinin ne kadarı gerçek anlamda bir mücadele, ne kadarı güzel bir hikaye; ya da popüler tabiriyle yeşil yıkama, sorusunu soruyoruz.

Lafı fazla uzatmadan, haftanın albüm önerisi ile başlayalım.

🎧 Haftanın albüm önerisi

Bu hafta Pazar bülteninize eşlik etmesi için sizlere Fransız prodüktör, multi-enstrümantalist ve bana göre bir ses sihirbazı FKJ’nin, Tayland’ın vahşi doğasında, teknolojiden ve şehrin gürültüsünden uzaktaki bir stüdyoda doğan Ylang Ylang mini albümünü (EP) önermek istiyorum. FKJ (French Kiwi Juice) adıyla bilinen Vincent Fenton’un tüm prodüksiyonu ve enstrümantasyonu kendisinin üstlendiğini de ekleyerek, EP’ye adını veren Ylang Ylang‘i özellikle tavsiye ediyorum. İyi okumalar ve keyifli bir Pazar dileklerimle.

📖 Haftanın kitap önerisi

Ben de İngilizce değil, Türkçe kitaplar önermek istiyorum. Ama bazı kitaplar da önerilmeyecek gibi değil. Ne yazık ki Türkçe’ye hala çevrilmemiş bir diğer kitap var bu haftanın önerisinde.

Biliyorsunuz, tarih çoğu zaman savaşlar, zaferler, krallar ve teknolojik ilerlemeler üzerinden yazılıyor. Ancak Clive Ponting, bu anlatıya güçlü bir itiraz getiriyor: A New Green History of the World, insanlığın yükselişini ve düşüşünü çevresel etkiler üzerinden okuyan çarpıcı bir tarih yorumu.

İlk kez 1991’de yayımlanan ve daha sonra güncellenerek genişletilen bu eserin, bir çevre tarihi klasiği haline geldiğini söylesem abartmış olmam diye düşünüyorum. Ponting, avcı-toplayıcı toplumların doğayla kurduğu dengeli ilişkiden başlayarak, tarım devrimiyle birlikte bozulmaya başlayan çevresel yapıyı ve modern endüstriyel toplumların ekolojik yıkıma giden sorumsuz büyümesini sistemli bir şekilde ele alıyor. Kitap boyunca Mezopotamya’dan Roma’ya, Maya uygarlığından çağdaş dünyaya kadar pek çok medeniyetin ortak kaderini okuyoruz: Doğal kaynakların aşırı kullanımının, toprakların verimsizleşmesinin, su krizlerinin ve iklimsel değişimlerin, çoğu zaman tarihin gidişatını belirleyen asıl unsurlar olduğunu fark ediyoruz.

Ponting’in yaklaşımı, tarihe yalnızca insan merkezli değil, çevre merkezli bir bakış açısı getiriyor. Kitap, ilerleme ve büyüme gibi kavramların doğa üzerinde yarattığı baskıyı sorgulayarak, bugün yaşadığımız çevresel krizlerinin aslında binlerce yıl geriye uzanan kökleri olduğunu çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.

Tarihi kazananlar yazar, derler. Kazananlar tarafından yazılmayan bu tarih ve bu ufuk açıcı perspektif, uygarlığın doğaya rağmen değil, sadece doğayla birlikte var olabileceğini tarihten sayısız örnekle birlikte gözler önüne seriyor. Medeniyetlerin gelişimine bir de bu gözle bakmak, günümüz dünyasının işleyişini yepyeni bir perspektiften görmenizi sağlayabilir.

Bültenlere kaydolun

Her hafta sanayi ve tedarik zincirinde karbon azaltımıyla ilgili özenle seçilmiş güncel bilgiler ve derinlemesine analizler e-posta kutunuza geliyor.
Güncel kalmak için şimdi kaydolun!


Gündemden notlar

☀️ Güneş jeomühendisliği karbon azaltımının alternatifi olmamalı

PNAS’ta yayımlanan bir akademik çalışmaya göre, sanayi öncesi döneme kıyasla 2,5 °C daha sıcak bir dünyada, güneş jeomühendisliği (solar geoengineering) yoluyla küresel ortalama sıcaklığın 1 °C düşürülmesi halinde, 2080 yılına kadar her yıl 400.000’den fazla ölümün önlenebileceği öngörülüyor.

Ancak çalışmada yalnızca güneş jeomühendisliğine odaklanılması, tek yönlü bir bakış açısı izlenimi yaratıyor. Modelleme sonuçları, aşırı sıcaklıkların insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini çarpıcı biçimde ortaya koysa da, güneş jeomühendisliği son derece dikkatle ele alınması gereken bir alan.

Volkanik patlamaların etkisini taklit eden stratosferik aerosol enjeksiyonu (SAE) ya da deniz tuzu parçacıklarıyla albedoyu artırmayı hedefleyen deniz bulutu parlatma (marine cloud brightening) gibi yöntemler, hiçbir koşulda karbon emisyonlarının azaltılmasına alternatif olarak görülmemeli. Detaylar: PNAS / 17.12.2024

♨️ Sanayinin ısı talebi: Yeşil dönüşümün sevimsiz konusu

İklim gündeminde genellikle elektrikli araçlar ve yeşil hidrojen gibi popüler başlıklar öne çıkıyor.
Ancak konuşulmaktan pek hoşlanılmayan ama göz ardı da edilemeyecek başka alanlar da var. Sanayinin ısı ihtiyacı bunlardan bir tanesi. Küresel ölçekte yılda yaklaşık 10 gigaton CO2 emisyonunun sorumlusu olan bu ihtiyacın yaklaşık üçte ikisi ısıtmaya gidiyor.

Üstelik bu ısı, çelik ya da cam üretiminde gereken yüksek sıcaklıklardan ibaret değil. Emisyonların %40’ı, 100–200 °C arasında sıcaklık gerektiren süreçlerden kaynaklanıyor: Örneğin kağıt kurutma, süt pastörizasyonu ya da kimyasal işlemler gibi. Bu ısı geleneksel olarak fosil yakıtlarla sağlanıyor. Ancak jeotermal enerji ve endüstriyel ısı pompalarının birleşimi, düşük ve orta sıcaklık aralığında karbon nötr bir alternatif sunuyor. Yeni Zelanda’nın Kawerau bölgesindeki bir kağıt fabrikasının, jeotermal buhar kullanarak emisyonlarını %25 oranında azaltması; ya da Almanya’nın Neustadt-Glewe kentinde 98°C’lik bir jeotermal kuyunun, bölgesel ısıtma sistemi için bir ısı pompasıyla birlikte kullanılması, başarılı örnekler arasında gösterilebilir.

Bu örnekler, düşük sıcaklıklı proses ısısının iklim eylemi içinde daha fazla konuşulması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor diye düşünüyorum. Detaylar: Clean Technica / 25.03.2025

🏔️ Dağlık bölgelerdeki buzulların erimesi iki milyar insanı tehdit ediyor

Başlıkta geçen iki milyar ifadesinin özellikle altını çizmek lazım: Dağlık bölgelerdeki kar ve buz örtüsünün hızla azalmasına neden olan iklim değişikliği, Birleşmiş Milletler’e (BM) göre Dünya genelinde iki milyardan fazla insanın tatlı su kaynaklarını tehdit ediyor. Dağlar, küresel tatlı su akışının %55-60’ını sağlıyor olmaları nedeniyle, başta sulama ve hidroelektrik enerji üretimi olmak üzere birçok sektörde kritik bir rol oynuyor. Özellikle And Dağları’nda hidroelektrik enerjinin %85’i dağlık alanlarda üretiliyor. Ancak, buzulların erimesi ve kar örtüsünün azalması, içme suyu ve tarım için su teminini azalttığı gibi, ekosistemler üzerinde yarattığı baskıyla yıkıcı buzul gölü taşkınları riskini de arttırıyor.

Bu durum, özellikle gelişmekte olan ülkelerde, dağlık bölgelerde yaşayan ve halihazırda gıda güvensizliğiyle karşı karşıya olan 1,1 milyar insan için endişe verici. Örneğin, ABD’deki Colorado Nehri havzasında, artan sıcaklıklar nedeniyle yağışların daha çok yağmur şeklinde düşmesi ve hızlı yüzey akışına neden olması sonucu uzun süreli kuraklık koşulları yaşanıyor. Dağlık toplulukların dayanıklılığını artırmak ve bu hayati tatlı su kaynaklarını korumak için acil önlemler alınması gerekiyor. Detaylar: Carbon Brief / 20.03.2025

⚡ 2024’te küresel enerji talebi 650 EJ seviyesine ulaştı

2024’te küresel enerji talebi %2,2 artarak yaklaşık 650 EJ (*) seviyesine ulaştı. Bu artışın önemli bir bölümü, 2023’te düşüş gösterdikten sonra yeniden büyümeye geçen gelişmiş ekonomilerden geldi. Avrupa Birliği’nde enerji talebi, son yıllardaki düşüşlerden sonra ilk kez artış gösterdi. ABD’de talep %1,7 arttı, Japonya’da ise %1,2 azaldı.

Gelişmekte olan ülkelerde ise enerji talebindeki artış hızı yavaşladı. 2023’te neredeyse %4 olan büyüme, 2024’te %3’ün altına indi. Çin’deki talep artışı yarı yarıya azalırken, Hindistan’da da %5’in altına düştü. 2024’te Çin, enerji talebi en fazla artan ülke oldu, ancak bu artış bir önceki yıla göre daha yavaş gerçekleşti.

(*) 1 exajoule (EJ) = 1018 Joule. Dünyada bir yılda tüketilen toplam birincil enerji yaklaşık 600–700 EJ civarındadır. 1 EJ, yaklaşık olarak 278 terawatt-saat (TWh) elektriğe, 25 milyar litre petrol eşdeğerine denk gelir.

Bültenlere kaydolun

Her hafta sanayi ve tedarik zincirinde karbon azaltımıyla ilgili özenle seçilmiş güncel bilgiler ve derinlemesine analizler e-posta kutunuza geliyor.
Güncel kalmak için şimdi kaydolun!


Haftanın konusu: C40 — Büyük şehirlerin iklim mücadelesi

C40 şehirler ağı, 2005 yılında Londra Belediye Başkanı Ken Livingstone tarafından başlatıldı. Amaç, dünyanın büyük şehirlerinin iklim değişikliğiyle mücadelede aktif bir rol üstlenmesini sağlamaktı. Başlangıçta C20 adıyla ve 18 şehrin katılımıyla kurulan bu girişim, şehir yaşamının iklim krizine etkisine dikkat çekmeyi ve kent kaynaklı emisyonları azaltmayı hedefliyordu.

2006 yılında, Livingstone’un öncülüğünde eski ABD Başkanı Bill Clinton’ın liderliğindeki Clinton Climate Initiative (CCI) ile işbirliği yapıldı ve katılımcı şehir sayısı 40’a çıkarılarak bugünkü C40 ismini aldı. Bugün bu ağ, dünya çapında 700 milyon insanın yaşadığı 96 şehri kapsıyor. Türkiye’den İstanbul da C40 şehirleri arasında yer alıyor.

2024 itibariyle C40 ağında yer alan şehirler. Türkiye’den İstanbul da yer alıyor. Kaynak: C40.org

C40 projesinin temel amacı, şehirlerin özellikle yüksek emisyon üreten alanlardaki (ulaşım, binalar, enerji vb.) rolüne dikkat çekmek ve bu alanlardaki emisyonları azaltmak. Bu dönüşümü desteklemek için ağ içinde yer alan şehirler arasında bilgi ve deneyim paylaşımı, ortak araştırmalar, yenilikçi projeler ve karşılıklı işbirlikleri teşvik ediliyor. C40, şehirleri sadece uygulayıcı değil, iklim eyleminin merkez aktörleri olarak konumlandırmak istiyor.

Bu yaklaşımın bir diğer hedefi de, şehirlerin iklim politikalarında daha otonom roller üstlenmesi yoluyla, ulusal hükümetlerin gündemlerinde iklim krizinin daha öncelikli hale gelmesini sağlamak. Böylece hükümetlerin daha fazla sorumluluk alması ve yapısal değişiklikleri hızlandırması bekleniyor.

C40’ın liderliğine baktığımızda, ağın başkanlığını bugüne dek dünyanın farklı büyük şehirlerinin belediye başkanlarının üstlendiğini görüyoruz. Kurucusu Ken Livingstone’dan sonra, 2008’de Toronto Belediye Başkanı David Miller, 2010’da üç dönem New York Belediye Başkanlığı yapmış olan Michael Bloomberg, 2013’te Rio de Janeiro Belediye Başkanı Eduardo Paes, 2016’da ise Paris Belediye Başkanı ve ağın ilk kadın başkanı Anne Hidalgo bu görevi üstlendi.

2019’da Los Angeles Belediye Başkanı Eric Garcetti, 2021’de Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan, ve son olarak 2023’te Sierra Leone’nin başkenti Freetown’un Belediye Başkanı Yvonne Aki-Sawyerr başkanlık koltuğuna geçti.

2016 senesinde Meksika’da düzenlenen C40’ın altıncı belediye başkanları zirvesine 90’dan fazla şehirden 1400’ün üzerinde delege katılmıştı.

Yürütülen projeler

C40 çatısı altında yürütülen projeler, üye şehirlerin sera gazı emisyonlarını azaltma hedefi doğrultusunda şekilleniyor. Bu projeler ağırlıklı olarak yeşil enerji dönüşümü, sıfır karbonlu binaların yaygınlaştırılması, temiz ve sürdürülebilir ulaşım çözümleri, atık yönetimi sistemlerinin geliştirilmesi ve döngüsel ekonomi uygulamaları etrafında toplanıyor.

Ulaşım projelerinden örnekler

Paris iklim planında bisiklet ile ulaşım merkezi bir önem taşıyor.

Paris – Elektrikli Ulaşım ve Bisiklet Yolları: C40 kapsamında en iddialı şehirlerden biri olan Paris, karbon emisyonlarını azaltmak amacıyla ulaşım altyapısında kapsamlı değişikliklere gidiyor. 2017 yılında başlatılan Paris Climate Plan çerçevesinde, bisiklet yolları önemli ölçüde genişletildi; elektrikli scooter kullanımı yaygınlaştırıldı. Toplu taşımanın elektrikli hale getirilmesi yönünde adımlar atan şehir yönetimi, dizel araçların kullanımını 2024 yılına kadar tamamen yasaklamayı planlıyordu, ancak bu hedef 2025’e ertelendi. Tekrar ertelenecek mi, birlikte göreceğiz. Bu projeler hem trafik yoğunluğunu azaltmayı, hem de hava kalitesini iyileştirmeyi hedefliyor.

Bogotá – Toplu Taşıma İyileştirmeleri: Kolombiya’nın başkenti Bogotá, toplu taşıma sistemini geliştirerek emisyonları düşürme konusunda örnek teşkil eden uygulamalara imza attı. 2020 yılında dünyanın en büyük elektrikli otobüs filolarından birini devreye sokarak, şehir içi ulaşımda fosil yakıt bağımlılığını azaltmayı hedefledi. Ayrıca toplu taşımada yenilenebilir enerji kullanımını artırmak üzere çeşitli projeler yürütüldü.

Bina ve enerji verimliliği projelerinden örnekler

Kopenhag – Karbon Nötr Şehir Hedefi: Kopenhag, 2025 yılında dünyanın ilk karbon nötr başkenti olmayı hedefliyor ve bu doğrultuda kapsamlı projeler yürütüyor. Şehir, rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını artırırken, binalarda ve ulaşımda enerji verimliliğini artırmaya yönelik politikalar uyguluyor. Kopenhag’ın projeleri arasında akıllı enerji şebekeleri, düşük emisyonlu toplu taşıma sistemleri ve yenilikçi atık yönetimi çözümleri de öne çıkıyor.

New York – Bina Enerji Verimliliği Yasası: New York, binalardan kaynaklanan karbon emisyonlarını azaltmak için önemli adımlar atıyor. 2019 yılında kabul edilen Climate Mobilization Act ile, büyük binalara yönelik katı enerji verimliliği standartları getirildi. Yasaya göre, bu binaların karbon emisyonlarını 2030 yılına kadar %40 oranında azaltmaları zorunlu hale geldi. Bu düzenleme; bina yenilemeleri, ısı yalıtımının güçlendirilmesi ve enerji verimli teknolojilerin kullanımıyla, kentteki karbon ayak izinin azaltılmasını hedefliyor.

Küresel etkisi ve İstanbul’un yeri

C40 şehirleri, küresel iklim mücadelesinde birlikte hareket ederek önemli uluslararası işbirliklerine imza atıyor. Özellikle 2019 yılında Kopenhag’da düzenlenen C40 Dünya Belediye Başkanları Zirvesi, şehirlerin iklim değişikliğiyle mücadeledeki kritik rolünü ortaya koyan dönüm noktalarından biri oldu. Bu zirvede birçok üye şehir, karbon nötrlüğe yönelik yeni taahhütlerde bulundu ve ortak projeler başlatıldı.

Bu işbirlikleri arasında; Barselona, Milano ve Seul gibi şehirlerin yeşil altyapı yatırımları ve yenilenebilir enerji projeleri alanında birlikte çalışmak üzere imzaladıkları anlaşmalar öne çıkıyor.

Türkiye’den C40 ağına katılan tek şehir olan İstanbul, 2009 yılında üyeliğe dahil oldu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, özellikle ulaşım ve atık yönetimi gibi alanlarda çeşitli projeler geliştirerek emisyonları azaltmayı hedefliyor. 2021 yılında açıklanan İstanbul İklim Vizyonu, kentin 2050 yılına kadar karbon nötr hale gelmesini amaçlıyor. Bu vizyon doğrultusunda şehirde elektrikli ulaşım sistemlerinin yaygınlaştırılması, binalarda enerji verimliliğinin artırılması ve atıkların geri kazanımı gibi uygulamalar hayata geçirilmeye başlandı.

İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Temmuz 2024’te Paris’te düzenlenen C40 toplantısında İstanbul’u temsil etmişti.

Ancak İstanbul’un, devasa nüfusu, hızlı kentleşme dinamikleri ve altyapı sorunları göz önünde bulundurulduğunda, bu hedeflere ulaşmak için önünde zorlu bir yol olduğu da aşikâr. İstanbul’un C40 gibi uluslararası ağlardan alacağı destek ve ortak projelerdeki etkinliği, bu yolculukta belirleyici olacak gibi görünüyor.

Eleştiriler

C40 Şehirler Projesi birçok önemli adım atmış olsa da, eleştirilerden muaf değil. En temel eleştirilerden biri, şehirlerin bu tür küresel meselelerde tek başlarına hareket etmeleri yerine daha bütüncül, devletlerarası bir işbirliği modeli geliştirilmesi gerektiği yönünde. Özellikle büyük bütçeli projelerin, şehirlerin kapasitesini aştığı; hatta bazı megaşehirler için bile sürdürülebilir olmadığı belirtiliyor. Bu durum, gelişmekte olan ülkelerdeki şehirlerin dışlandığı bir yapı oluştuğu yönünde kaygılara yol açıyor.

Bir diğer önemli eleştiri ise yeşil yıkama (greenwashing) iddiaları. Bazı C40 projelerinin, gerçek bir sürdürülebilirlik etkisinden çok halkla ilişkiler çalışması niteliğinde olduğu savunuluyor. Bu projelerin, seçim kampanyalarında kullanıldığı, ancak somut ve kalıcı sonuçlar üretmekten uzak kaldığı ifade ediliyor.

Kapsayıcılık sorunu da sıkça dile getirilen bir başka konu. Projelerin çoğunlukla gelişmiş ülkelerdeki büyük şehirlerde hayata geçirilmesi, kaynaklara daha az erişimi olan şehirlerin iklim krizine karşı yalnız bırakıldığı algısını güçlendiriyor.

Ayrıca finansman eksikliği, şehirlerin bu tür büyük ölçekli projeleri sürdürebilmesinin önündeki en büyük engellerden biri. Küresel ekonomik krizler, pandemi sonrası bütçe daralmaları gibi faktörler, birçok şehir için uzun vadeli iklim yatırımlarını zorlaştırıyor.

Sonuç olarak, iklim değişikliğiyle mücadelede gelinen noktada iyi niyetli projeler çoğu zaman PR, pazarlama ve siyasi gündemle iç içe geçmiş durumda. C40 bu anlamda tamamen dışarda değil; atılan adımlar var, çabalar mevcut. Ancak krizlerin ölçeği ve aciliyeti düşünüldüğünde, yeşil yıkama eleştirilerinin tümüyle haksız olduğu da söylenemez.

Belki bunu da öğrenme sürecinin bir parçası olarak görmemiz lazım.


Önümüzdeki Pazar görüşmek üzere!

22. bültenin de sonuna gelmiş bulunuyoruz. Her ne kadar sizlerden gelen talep üzerine bültenleri biraz kısaltmaya çalışsam da, hala çok bu konuda pek başarılı olamadığımın farkındayım. O nedenle ilgi gösterip buraya kadar okuduğunuz için özellikle teşekkür ediyorum.

Girişte de bahsettiğim gibi 24. bültenle birlikte ufak bir ara vereceğiz. Adına ilk sezonun sonu diyelim. Siz de takdir edersiniz ki bu bültenleri hazırlamak kolay bir iş değil. Umarım ikinci sezonda sizlere yeni ve taze bir bakış açısı sunabilirim.

Ama ilk sezonu kapatmadan önce, önümüzde iki bülten daha var. Haberdar olmak için e-posta aboneliği yaptırabileceğinizi tekrar hatırlatarak, herkese keyifli bir Pazar ve iyi bir hafta diliyorum. Önümüzdeki Pazar görüşmek dileğiyle!

Not: İçerik hazırlığında kullanılan kaynakları burada görebilirsiniz.

Bir Yorum Yazın

Bültenlere Kaydolun!

Her hafta sanayi ve tedarik zincirinde karbon azaltımıyla ilgili özenle seçilmiş güncel bilgiler ve derinlemesine analizler e-posta kutunuza geliyor.
Güncel kalmak için şimdi kaydolun!

+ bir buçuk, ağır sanayi ve tedarik zincirlerinde iklim dostu bir geleceği şekillendirmek için bilimsel temellere dayalı bilgi ve stratejiler sunan haftalık bir bültendir.

Sürdürülebilir bir sanayiyi birlikte şekillendirelim. 

Her hafta sanayi ve tedarik zincirlerinde karbonsuzlaşma, temiz enerji ve iklim dostu çözümler üzerine özenle hazırlanmış analizler ve güvenilir bilgiler posta kutunuza geliyor. +bir buçuk bülteni, doğru bilgi ve bilimsel yaklaşımla sürdürülebilir dönüşüm yolculuğunuzda size rehberlik eder. Pratik çözümler, derinlemesine analizler ve gerçek başarı hikayeleriyle geleceğin sanayisini bugünden inşa edelim.

İçerik hazırlığında kullanılan kaynakları bu sayfada görebilirsiniz.

Arda Çetin Eğitim, Danışmanlık ve Mühendislik İşleri.

© 2025 | ardacetin.com

Sosyal Medya

Bültenleri LinkedIn üzerinden de takip edebilirsiniz. Bilgi için tıklayın.

Buraya kadar okuyanlar için özenle hazırlandı. ❤️

+ bir buçuk sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin