Merhaba. 15. Pazar bültenine hoş geldiniz!
Çelik üzerine hazırlanan 14. bültenden sonra, bu hafta bir de alüminyum dosyası yapmanın uygun olacağını düşündüm. Her ne kadar dünya genelindeki karbonsuzlaşma çalışmaları birincil alüminyum odaklı olsa da, Türkiye için durum farklı. Konunun detayları ve teknolojik boyutu bu haftanın gündem maddelerini oluşturuyor.
Ama önce, haftanın albüm ve kitap önerileri ile başlayalım.
🎧 Haftanın albüm önerisi

Bu hafta Pazar bülteninize eşlik etmesi için sizlere John Coltrane ve Johnny Hartman’ın 1963 tarihli stüdyo albümünü önermek istiyorum. İyi okumalar ve keyifli bir Pazar dileklerimle.
📖 Haftanın kitap önerisi

İklim krizi üzerine bir kitap değil ama, iklim krizi üzerine çalışan ya da kafa patlatan herkesin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Yuval Noah Harari’nin Türkçe adıyla Neksus: Taş Devri’nden Yapay Zekaya Bilgi Ağlarının Kısa Tarihi başlıklı kitabı, insanlığın dünyaya hükmetmesinin biyolojik evrimden çok zihinsel evrimle ilgili olduğunu; bunu mümkün kılan şeyin ise insanların bireysel zekalarından ziyade milyonlarca insanın hikayeler, kurgular ve fanteziler çevresinde organize olabilme becerileri olduğunu ikna edici bir dille aktarıyor. Ancak bu becerinin aynı zamanda bizleri hikayelerin, kurguların ve fantezilerin tutsağı haline getiriyor olması ise, madalyonun diğer yüzü.
Harari, insanların bu çelişkili doğasını büyük anlatılar üzerinden inceliyor: İdeolojilerin, ekonomik sistemlerin, dinlerin, şirketlerin, ve hatta teknoloji ve bilimin bile, insanları bir araya getiren ve birliktelik içinde hareket etmelerini sağlayan zihinsel kurgular olarak nasıl doğduğunu, güçlendiğini ve zamanla bireylerin ve toplumların gerçeklik algısını nasıl şekillendirdiğini gösteriyor. Fakat Harari’ye göre, bu kurguların ne kadar güçlü olduğu kadar, ne kadar yanıltıcı olabileceğini de sorgulamak gerekiyor. Özellikle günümüz dünyasında, sosyal medya ve yapay zekâ, gibi unsurların, hayatını fanteziler ve illüzyonlar üzerine inşa eden insanoğlu için karşı durması çok zor birer etken haline geldiğini tarihten benzer örneklerle açıklıyor.
Peki, iklim krizi ile ilgisi? Harari, Neksus’da insanları harekete geçiren en kuvvetli etkenin hikayeler olduğunu aktarıyor. İklim krizine yönelik daha organize bir eylemin yolu belki de mevzuatlardan önce hikayelerden geçiyordur. Mevcut söylem son derece teknik, soyut ve itiraf etmek lazım ki çoğu zaman sıkıcı bir felaket tellallığından ibaret.
Siz ne dersiniz? Sizce insanlar, tarihteki en büyük krizlerden biri ile karşı karşıyayken, onu çevreleyen yetersiz ve etkisiz hikâye yüzünden organize olamıyor olabilir mi?
Bültenlere kaydolun
Her hafta sanayi ve tedarik zincirinde karbon azaltımıyla ilgili özenle seçilmiş güncel bilgiler ve derinlemesine analizler e-posta kutunuza geliyor.
Güncel kalmak için şimdi kaydolun!
Öne çıkan dosyalar
🏭 İnert anotlarla başarılı bir üretim denemesi gerçekleştirildi
Bu haftanın ana konusu alüminyum emisyonları. Ama detaya girmeden önce, büyük resmi bir anlamaya çalışalım. Dünya genelinde her yıl 70 milyon ton düzeyinde birincil alüminyum üretiliyor. Alüminyumun cevherden üretimi 3 adımda gerçekleşiyor:
- Boksit madenciliği (hammadde çıkarma): Görece düşük emisyon; ~0,1 – 0,3 ton CO2/ton Al
- Alümina üretimi (Bayer prosesi): Orta seviyede emisyon; ~0,5 – 1,0 ton CO2/ton Al
- Alüminyum Üretimi (Hall-Héroult Prosesi – Elektroliz): Yüksek seviyede emisyon; ~5 – 15 ton CO2/ton Al (elektrik kaynağına bağlı olarak)
Bu üç aşama içerisinde en yüksek seviyede emisyon Hall-Héroult prosesinde, yani elektroliz sırasında ortaya çıkıyor. Özellikle kömür santrallerinde üretilen elektriğin kullanılması durumunda, emisyon değerleri 15 ton CO2/ton Al gibi yüksek değerlere çıkabiliyor.
Elektroliz sürecindeki emisyonlar elektrik kullanımı ile sınırlı değil: Elektrik kaynaklı emisyonlara ek olarak, ergitme sürecinde kullanılan karbon elektrotların süreç sırasında tepkimeye girmesi de bir diğer önemli emisyon kaynağı. Her yıl 100 milyon ton CO2-eq düzeyinde sera gazının karbon elektrotlar nedeniyle atmosfere salımı gerçekleşiyor.

Üretim kaynaklı (kapsam 1) olarak sınıflandırılan bu emisyonları bertaraf etmenin yolu, karbon anotlar yerine inert anotlar kullanmaktan geçiyor. Geleneksel Hall-Héroult prosesinde, elektroliz sırasında kullanılan karbon anotlar oksijenle ile tepkimeye girerek CO2 oluşumuna neden oluyor ve süreç boyunca tükeniyor. Dolayısıyla düzenli aralıklarla anot değişimi yapılması da gerekiyor.
Karbon elektrotlara alternatif olarak geliştirilen inert anotlar, aşınmaya dayanıklı ve belirli koşullarda iletkenlik gösterebilen metal oksitlerden (örneğin nikel-ferrit veya bakır-nikel-oksit alaşımları) üretiliyor. Bu malzemeler elektroliz sırasında karbon anotlar gibi tepkimeye girmediği için tükenmiyor ve süreç sırasında CO2 yerine O2 salımı gerçekleşiyor.

Ancak inert anotların performansına dair kuşku duyulan konular da var: Elektroliz hücrelerinin 960°C gibi yüksek bir sıcaklıkta çalışıyor olması, inert anotların ısıtma ve başlatma aşamalarında termal şok nedeniyle hasar görebileceğini akla getiriyor. Bu endişeler nedeniyle, indirgeme hücrelerinin ön ısıtma ve başlatma aşamalarının geleneksel karbon anotlar kullanılarak yapılması ve sonrasında kademeli olarak inert anotlarla değiştirilmesi planlanıyor. Ancak RUSAL’da yapılan çalışmaların sonuçları, inert anotların ısıtma ve başlatma aşamalarında da kullanılabileceğini gösteriyor.

Geçtiğimiz Kasım ayında, RUSAL inert anotlarla tam donanımlı bir indirgeme hücresinin ilk ön ısıtması ve endüstriyel başlatımını gerçekleştirerek, bu teknolojinin ölçeklendirilmesi için önemli bir başarıya imza attı. Yeni bir indirgeme hücresinin ön ısıtılması ve başlatılması, alüminyum üretiminin en karmaşık ve kritik aşamaları arasında yer alıyor. Yıllar süren ar-ge süreçlerinin ardından, inert anot uygulamasının mümkün hale geldiğini görmek umut verici bir gelişme. Al Circle / 24.11.2024
🦄 Alüminyum ekosisteminde startuplar: Geleceğin teknolojileri nasıl şekilleniyor?

Elysis (Kanada): Elysis için geleneksel anlamda bir startup demek pek doğru olmayabilir, çünkü alüminyum endüstrisinin iki büyük devi olan Alcoa ve Rio Tinto’nun işbirliği ile hayata geçirilen bir girişimden bahsediyoruz. Ayrıca, teknoloji devi Apple’ın da bu iş birliğini desteklediğini, 13 milyon Kanada doları yatırım yaptığını ve teknik destek sağladığını da eklersek, işin büyüklüğü ortaya çıkar diye düşünüyorum. Elysis’in amacı, alüminyum üretimindeki tüm emisyonları ortadan kaldıran ve hatta yan ürün olarak oksijen üreten bir proses yaratmak. Yukarıda, RUSAL’ın inert anot teknolojisinin ölçeklendirilmesinde önemli bir başarıya imza atarak, tamamen inert anotlarla donatılmış bir alüminyum indirgeme hücresinin ilk ön ısıtma ve endüstriyel başlatma işlemini başarıyla gerçekleştirdiğini belirtmiştim. ELYSIS de ticari ölçekli prototip hücrelerin inşası ve ticarileştirilmesi yönünde çalışmalarını sürdürüyor. Bilgi için: Elysis.com
Found Energy (ABD): Alüminyum yüksek enerji yoğunluğuna sahip bir metal. 23 MWh/m3 enerji yoğunluğu ile, dizel yakıta denk bir enerji yoğunluğunu, dizelin yarı hacminde barındırabiliyor. Taşınmasının ve depolanmasının güvenli olması, enerji depolama ve taşıma gibi uygulamalar için alüminyumun dikkat çeken bir opsiyon olmasını sağlıyor. Ancak alüminyumun sahip olduğu bu enerjinin kullanılabilir hale gelmesi için, bazı kimyasal tepkimelere ihtiyaç var. Normal şartlarda alüminyum yüzeyini kaplayan oksit tabakası nedeniyle alüminyum su ile tepkimeye girmiyor. Found Energy’nin geliştirdiği bir süreç, bu bariyeri kaldırarak tepkimenin gerçekleşmesini mümkün kılıyor (2Al + 6H2O → 2Al(OH)3 + 3H2 + ısı). Tepkime sonrasında açığa çıkan hidrojen yakıt hücrelerinde veya yanma sistemlerinde enerji üretmek için, açığa çıkan ısı ise endüstriyel proseslerde kullanılabiliyor. Bilgi için: found.energy.
Flow Aluminum (ABD): Enerji depolama alanında yenilikçi bir girişim olan Flow Aluminum, alüminyum-CO2 (Al-CO2) batarya teknolojisi üzerinde çalışıyor. Girişim, > 500 mAh/g gibi yüksek bir teorik özgül kapasiteye sahip alüminyum oksalatı, şarj edilebilir bir batarya formatında ürün haline getirmek istiyor. Bu değer, Li-NMC’ler (lityum nikel manganez kobalt oksitler) için < 275 mAh/g, LFP’ler (lityum demir fosfat) için ise <170 mAh/g düzeyinde.

Teorik değerler oldukça yüksek seviyede, ancak bu teorik özgül kapasite değerleri elde edilse bile, teknolojinin ölçeklenebilmesi ve tedarik zincirinin oluşturulması pek kolay olmayacak. Bu bataryalar geniş çapta kullanıldığında, teorik olarak atmosferik CO2’yi yakalayıp depolayan bir sistem gibi çalışabilir. Ancak karbon azaltımında etkili olabilmesi için, çelik, çimento veya kimya tesislerinin baca gazlarını doğrudan kullanabilecek şekilde bir tasarım yapılabiliyor olması gerekecek. Bilgi için: flowaluminum.com
Gündemden kısa notlar

💸 Trump çelik ve alüminyum ithalatına yeni vergiler getiriyor
Trump, Kanada ve Meksika’ya %25, Çin’e ise ek %10 gümrük vergisi getiren kararnameyi imzaladı. Basın mensuplarına yaptığı açıklamada ABD’ye giren tüm çeliğe %25 tarife, alüminyum için de aynı oranda gümrük vergisi uygulanacağını bildirdi. Geçtiğimiz yıl ABD’ye ithal edilen alüminyumun %50’sinden fazlası tek başına Kanada’dan gelmişti. Meksika Ekonomi Bakanı düzenlediği basın toplantısında gümrük vergilerinin haksız olduğunu söyledi ancak misilleme planlarından bahsetmedi. Güney Kore Devlet Başkanı Vekili ise ülkesinin stratejisinin “Trump yönetimiyle yakın ilişki kurmak” olacağını söyledi. BBC / 12.02.2025 – İklim Haber / 10.02.2025
⚔️ AB’den Trump’un çelik ve alüminyum tarifelerine sert ve orantılı yanıt
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, çelik ve alüminyuma uygulanan “haksız” yüzde 25’lik gümrük vergilerinin “cevapsız kalmayacağını” söyledi. Ancak Salı günü Paris’te Trump’ın Başkan Yardımcısı JD Vance ile bir araya gelen von der Leyen, yaptığı bu görüşmeyi “müttefikler olarak ortak zorluklarımız üzerine iyi bir tartışma” olarak nitelendirdi. Çin’den gelen aşırı üretim kaynaklı tedarike karşı ABD ile işbirliği yapacaklarının da ipucunu verdi.

Bültenlere kaydolun
Her hafta sanayi ve tedarik zincirinde karbon azaltımıyla ilgili özenle seçilmiş güncel bilgiler ve derinlemesine analizler e-posta kutunuza geliyor.
Güncel kalmak için şimdi kaydolun!
Haftanın konusu: Alüminyum için düşük karbonlu yol haritası
Alüminyum, yıllık 270 milyon tonluk doğrudan emisyon ile (2022 verisi), sanayi kaynaklı doğrudan emisyonlara %3 oranında katkı yapan, çelik kadar olmasa da, yine de yüksek emisyonlu olarak nitelendirilen bir sanayi kolu. Bu sektörün üretimi, üç başlık altında ele alınıyor: Birincil alüminyum üretimi, boksit cevherinden elektrolize uzanan aşamalı bir süreç ile gerçekleşiyor. İkincil alüminyum üretimi ise, üretim atıkları veya ömrünü tamamlamış hurdaların ergitilmesiyle gerçekleştiriliyor. Bunlara ek olarak, döküm, dövme, ekstrüzyon, talaşlı imalat ve haddeleme gibi, hem birincil, hem de ikincil alüminyum girdilerin nihai ürünlere dönüştürüldüğü alüminyum işleme süreçleri tanımlanıyor.

Türkiye işlenmemiş alüminyumda büyük ölçüde dışa bağımlı bir ülke konumunda: Türkiye’deki tek birincil alüminyum üreticisi konumundaki ETİ Alüminyum’un 82.000 tonluk üretim kapasitesine rağmen, birincil alüminyum kullanımının %95 gibi büyük bir kısmı ithalat yoluyla gerçekleşiyor. Sınırlı birincil alüminyum üretimine ek olarak yurt içi hurda arzının da sınırlı düzeyde olması nedeniyle, alüminyum işleme faaliyeti büyük oranda ithal hurda ve ithal külçe ile gerçekleştiriliyor.
Türkiye’deki birincil alüminyum üretiminin alüminyum işleme üretiminin gerisinde kalması, emisyon yoğunluğu açısından ülkemize avantaj sağlıyor. Bu avantajlı duruma, elbette ETİ Alüminyum’un elektrik tüketiminin %60’a varan oranda yenilenebilir kaynaklardan karşılanıyor olması da katkı sağlıyor. Bu etkenler sayesinde dünya ortalaması 17 ton CO2/ton ve AB ortalaması 6,7 ton CO2/tona kıyasla, Türkiye alüminyum sektörünün emisyon yoğunluğu 5,34 ton CO2/ton gibi nispeten düşük bir seviyede kalıyor.
Türkiye’nin yol haritasının önemli bir kısmı, düşük emisyonlu ülkelerden külçe ithal etmek
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yayımlanan yol haritasından alınan aşağıdaki grafik, farklı senaryolar uyarınca alüminyum sektöründeki emisyon azaltım potansiyelini özetliyor. Bu grafiği doğru anlamak için, ilk olarak sol üstte yer alan azaltıcı önlemlerin öngörülmediği referans senaryoya (WoM) dikkatimizi verelim: Bu grafik, hiçbir azaltıcı eylemin ya da politikanın olmadığı durumda 2053 yılına kadar öngörülen toplam emisyonları gösteriyor. Yani bir referans senaryo niteliği taşıyor. Aslında sadece bu grafik bile, emisyonlar açısından problemin nerede olduğunu ve nereye odaklanılması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor: Türkiye alüminyum sektörü emisyonlarının büyük kısmını, alüminyum işlemeden kaynaklanan girdi bazlı kapsam 3 emisyonları oluşturuyor.

Konuyu basitleştirmek için, bu grafiği şu şekilde anlayabiliriz: Türkiye alüminyum sektörünün düşük karbonlu yol haritası için belirlenen çeşitli senaryoların hepsi, temel olarak alüminyum işlemede kullanılan girdi kaynaklı emisyonları azaltmaya odaklanıyor. (Burada alüminyum işleme ifadesiyle sadece talaşlı imalatın değil; döküm, dövme, talaşlı imalat, ekstrüzyon, haddeleme ve benzeri tüm süreçlerin kastedildiğini tekrar hatırlatalım.)
Raporda verilen bilgilere göre, alüminyum sektörünün girdi bazlı kapsam 3 emisyonları, büyük ölçüde ithal edilen birincil alüminyum (alüminyum külçe) üretim süreçlerinden kaynaklanıyor. Türkiye’nin 2022 yılında 66 ülkeden ithal ettiği toplam 1,77 milyon ton işlenmemiş alüminyum, 18 milyon ton CO2 emisyonuna neden oluyor.
Durum böyle olunca, aslında Türkiye alüminyum sektörünün düşük karbonlu yol haritası, iki temel aksiyona dayalı görünüyor:
- Hurda kullanım oranını arttırmak (mevcut %25 seviyesinden %35 veya %50’ye çıkarmak),
- Daha düşük emisyonlu ülkelerden ithalat yapmak (örneğin hidroelektrik veya yenilenebilir enerji kaynaklarıyla üretim yapan ülkeleri tercih etmek)
Dünya genelinde alüminyum sektöründeki karbonsuzlaşma yol haritası çalışmaları, hep birincil alüminyuma odaklanıyor. Ancak Türkiye’nin birincil alüminyum üretimi açısından küresel çapta belirleyici bir oyuncu olmaması ve külçe ithalatının yerli üretime kıyasla çok yüksek bir düzeyde seyrediyor olması, Türkiye için belirlenen yol haritasında da ister istemez külçe ithalatını öne çıkarıyor.
Dolayısıyla, girdi bazlı kapsam 3 emisyonların çok büyük bir oranın ithal edilen birincil alüminyum kaynaklı olması nedeniyle, politikaların daha düşük emisyonlu külçe alüminyum tedarikine ve geri dönüşüme yönelmesi gerektiği sonucuna varabiliyoruz.
SKDM açısından durum değerlendirmesi
Önceki bültenlerde belirtildiği üzere, SKDM’de bir kapsam değişikliği değerlendirmesi gündemde. Ama henüz bu konuda net bir bilgi olmaması nedeniyle, biz değerlendirmemizi mevcut durum üzerinden yapalım.
Biliyorsunuz SKDM, AB’ye ihraç edilen ürünlerin karbon maliyetini dengelemek için uygulanıyor. Eğer Türkiye’de üretilen işlenmiş alüminyum AB’ye ihraç ediliyorsa, bu ürünlerde kullanılan ithal külçenin karbon ayak izi AB tarafından dikkate alınacaktır. Eğer ithal edilen birincil alüminyum üretildiği ülkede bir ETS sistemine tabi olmuş ve karbon bedeli ödenmişse, bu bedelin AB’nin SKDM tarafından kabul edilen bir sistem olup olmadığı belirleyici olacaktır. Eğer ithalat yapılan ülkenin ETS’si AB ile uyumlu değilse, Türkiye’nin bu emisyonlar için yeniden SKDM ödemesi gerekir.
Diğer yandan, ithal edilen ülke AB ETS ile uyumlu bir sistem uyguluyorsa, Türkiye’ye giren alüminyumun karbon maliyeti zaten ödenmiş olacağı için Türkiye açısından ek bir maliyet doğmayacaktır. Ancak ödenen maliyetin külçe fiyatına yansıyacağını da unutmamak gerekir. O nedenle önümüzdeki yıllarda külçe ithalatının düşük emisyonlu üretim yapan ve AB ETS ile uyumlu bir sistem uygulayan ülkelere doğru kayacağını öngörebiliriz.
Sonuç
Sanırım bu yazıyı şu şekilde özetleyebiliriz: Türkiye alüminyum sektörü, emisyon kaynakları açısından küresel eğilimlerden farklı bir yapı sergiliyor. Küresel karbon azaltım stratejileri genel olarak birincil alüminyum üretiminin emisyonlarını düşürmeye odaklanırken, Türkiye’de emisyonların büyük bir oranı işlenmiş alüminyum üretiminde kullanılan ithal girdilerden kaynaklanıyor. İthal edilen külçeye kıyasla Türkiye’nin birincil alüminyum üretiminin oldukça geride kalması, emisyon yönetimi perspektifinden inert anot ya da hidrojen kalsinatörü gibi teknolojilerin önceliklendirilmesini gerekli kılmıyor.
Önümüzdeki Pazar görüşmek üzere!
+ bir buçuk‘un on beşinci Pazar bülteni burada sona eriyor. Umarım bu bültenler, yeşil dönüşümün şimdiye dek tecrübe etmediğimiz ölçekte kapsamlı ve titiz bir planlama gerektirdiğini ve teknoloji darboğazının, problemin merkezindeki meselelerden biri olduğunu gösterebiliyordur.
Her türlü öneri, eleştiri ve yorumunuz için ister aşağıdaki kutuya yorum bırakarak, isterseniz buradaki iletişim formu aracılığıyla bana ulaşabilirsiniz.
Bültenleri e-posta üzerinden de okuyabileceğinizi tekrar hatırlatarak, herkese iyi Pazarlar diliyorum.
Not: İçerik hazırlığında kullanılan kaynakların listesini burada görebilirsiniz.

Bir Yorum Yazın