,
8–12 dakika

OKUMA SÜRESİ

Bülten #21 – İklim senaryoları ne gösteriyor?

Merhaba. 21. bültendeyiz.

ABD’de Trump’ın yükselişi ve Avrupa’da yeşil mevzuata gelen esneklik sinyalleri, yeşil dönüşümün hız kestiği bir döneme işaret ediyor. Bir önceki bültende, bu değişimlerle birlikte artık kamudan çok özel sektörün yön vereceği bir sürece mi giriyoruz, diye sormuştuk. Eğer öyleyse, kamu politikaları tökezlerken rotayı neye göre çizeceğiz?

Bu bültende, iklim senaryolarının bize ne söylediğine bakacağız. Vazgeçme sinyallerinin yükseldiği bu dönemde bilimsel projeksiyonlar, özel sektör ve bireyler için yol gösterici olabilir mi?

Lafı fazla uzatmadan, haftanın albüm önerisi ile başlıyoruz.

🎧 Haftanın albüm önerisi

Bu hafta Pazar bülteninize eşlik etmesi için, Ara Dinkjian’ın geleneksel Ermeni ve Ortadoğu ezgilerini modern armonilerle harmanlayarak zamansız bir yolculuk sunduğu Peace on Earth albümünü öneriyorum. İyi okumalar ve keyifli bir Pazar dileklerimle.

📖 Haftanın kitap önerisi

Bazı kitaplar sadece içerikleriyle değil, ele aldıkları konuyu anlatma biçimleriyle de bir kültürün aynası olabiliyor. Cengiz Bektaş’ın Kuş Evleri kitabı, bana kalırsa bu türden bir kitap: Mimarlık tarihimizin küçük ama anlamlı bir öğesini ele alan, sade ama derinlikli bir çalışma.

Bektaş’ın kitabının sayfalarını çevirdikçe yalnızca mimari bir öğe olarak kuş evlerinin değil, bir yaşam felsefesinin de aktarıldığını fark etmeye başlıyorsunuz: Menfaat gözetmeden, sadece bir başkasının; hatta bir başka canlının iyiliği düşünülerek yapılan işler, günümüz dünyasında örneklerini kolay bulabildiğimiz şeyler değiller. Bektaş, Osmanlı mimarisinin ince ruhunu yansıtan kuş evlerini anlatırken, bu yapıların ardındaki insanı ve onun dünyayla kurduğu ilişkiyi de görünür kılıyor.

Kitap boyunca, bir süs ya da detay değil, bir ihtiyaç ve sorumluluk duygusuyla inşa edilen kuş evlerinin izini sürüyorsunuz. Otomasyondan, verimlilikten ve kârlılıktan ibaret bir dünyanın yarattığı ekonomik ve iklimsel krizlerin arasında, kuş evlerini anlatan ama kuş evlerinden ibaret olmayan bu kısa anlatı, size de bir ferahlık verebilir.

Bültenlere kaydolun

Her hafta sanayi ve tedarik zincirinde karbon azaltımıyla ilgili özenle seçilmiş güncel bilgiler ve derinlemesine analizler e-posta kutunuza geliyor.
Güncel kalmak için şimdi kaydolun!


Gündemden notlar

🛰️ Orman yangınları uydu ağı ile takip edilecek

Görsel: © FireSat

Orman yangınlarını tespit ve izleme alanında yeni bir dönem başlıyor: Google tarafından desteklenen FireSat uydu ağının ilk uydusu geçtiğimiz günlerde yörüngeye başarıyla yerleşti. Uydu ağının elliden fazla uydusu tam olarak faaliyete geçtiğinde, Dünya yüzeyinin neredeyse tamamı her 20 dakikada bir görüntülenebilir hale gelecek. Açıklanan bilgilere göre ilk aşama üç uydudan oluşuyor. 2026’da faaliyete geçtiğinde, bu üç uydu Dünya’daki her noktayı günde iki defa ziyaret ediyor olacak. Günümüzde orman yangını takipleri, genellikle uçaklar ve bu görev için elden geçirilmiş düşük çözünürlüklü uydulardan gelen fotoğraflarla bir yere kadar yapılabiliyor. Uçaklar nispeten pahalı, mevcut uydular ise düşük çözünürlükleri nedeniyle yetersiz kalabiliyor. FireSat uydu ağı, beş metreye kadar inebilen çözünürlüğü ile, yangın söndürme ekiplerine yangının konumu ve davranışı hakkında gerçek zamanlı bilgi sağlayabiliyor olacak. Detaylar: TechCrunch / 17.03.2025

🚀 Trump döneminde bazı “temiz” enerji teknolojileri ivme kazanabilir

S&P Global’in 10 Mart 2025’te Houston’da düzenlediği CERAWeek’te enerji devlerinin sürdürülebilir bir geleceği nasıl şekillendirebileceğine ilişkin bir panel tartışması. Konuşmacılar arasında S&P Global’de araştırma ve analiz direktörü Laura Sima; temiz enerji şirketi Gentari’nin CEO’su Sushil Purohit; Suudi Arabistan’ın devlete ait petrol şirketinin girişim kolu olan Aramco Ventures’ın Kuzey Amerika yönetici müdürü Jim Sledzik; ve petrol devi ExxonMobil’in iklim stratejisi ve teknolojisi kıdemli direktörü Vijay Swarup yer alıyor. Fotoğraf: © Cipher.

Fosil yakıt endüstrisine yakın duruşu ile bilinen, fosil yakıt sektörünün uzun vadeli geleceğini tartışmak için bir platform görevi gören ve S&P Global tarafından düzenlenen CERAWeek konferansı geçtiğimiz günlerde tamamlandı. Konferanstaki tartışma konularının çoğu, altyapıdan doğal gaz sızıntılarının önlenmesi, fosil yakıtlar yakıldığında ortaya çıkan karbonun yakalanması veya doğrudan havadan çekilerek fosil yakıtların onlarca yıl boyunca, hatta belki de kalıcı olarak kullanılmasına olanak sağlanması etrafında döndü. Öne çıkan enteresan başlıklardan bir tanesi, Trump döneminde bazı “temiz” teknolojilerin öne çıkacağı beklentisi oldu: Tahmin edebileceğiniz üzere bunlar rüzgar, güneş ya da batarya depolama değil. Aksine, fosil yakıtların sürekliliğini bir anlamda meşrulaştıran ve 3. bültende detaylı olarak ele aldığımız karbon yakalama, kullanma ve depolama (CCUS) teknolojileri, Trump döneminde ivme kazanması beklenen teknolojiler arasında. Konferansta öne çıkan tek temiz enerji ise nükleer oldu. Detaylar: Cipher / 12.03.2025

Karbon yakalama, kullanım ve depolama iki başlık altında ele alınabiliyor: CCS (carbon capture and storage) yakalanan karbonun sadece depolandığı; CCU (carbon capture and utilisation) ise yakalanan karbonun başka bir proseste kullanıldığı teknolojileri ifade ediyor. CCUS (carbon capture, utilisation and storage) ise iki teknolojiyi birleştiren bir yaklaşım. Ancak zaman zaman CCS ve CCU diye ayrı ayrı belirtmek yerine, karbon yakalama temelli bu teknolojilerin CCUS şeklinde, genel bir ifadeyle tanımlandıklarını da görebiliyoruz.

🚗 Michelin, yeşil hidrojen geliştirmek istiyor

Fransız lastik üreticisi Michelin, su kullanarak temiz hidrojen geliştirmek için Fransız ulusal araştırma kurumu CNRS’deki araştırmacılar ve üniversitelerle iş birliği yapacağını duyurdu. Araştırmada Grenoble Alpes Üniversitesi, Savoie Mont Blanc Üniversitesi ve Grenoble Mühendislik ve Yönetim Enstitüsü de işbirliği yapacak. Michelin araştırma direktörü Christophe Moriceau, hem mobilite sektöründe hem de çok sayıda endüstriyel sektörün karbonsuzlaştırılmasında ve enerji dönüşümünde hidrojenin potansiyelinin farkında olduklarını söyledi. Günümüzde hidrojen üretiminin neredeyse tamamı gri olarak adlandırılan, fosil yakıt üretim rotasından elde ediliyor. Detaylar: Climate Insider / 19.03.2025

🏭 Boston Metal laboratuvardan endüstriyel ölçeğe geçiyor

Boston Metal’in çelik üretimindeki devrim niteliğindeki teknolojisini 5. bültende ele almıştık. Demir cevherini erimiş oksit elektrolizi (MOE) ile doğrudan yüksek kalitede sıvı demire dönüştürebilen bu teknoloji, karbon dioksit yerine sadece oksijen açığa çıkarıyor. Boston Metal geçtiğimiz hafta önemli bir aşama kaydederek, bu teknolojiyi kullanan endüstriyel ölçekli bir hücreyi devreye aldı. Bu gelişme MOE teknolojisinin ölçeklenebilirliği ve verimliliğinin doğrulanması açısından da oldukça önemli bir gelişme. Detaylar: Globe News Wire / 12.03.2025

Bültenlere kaydolun

Her hafta sanayi ve tedarik zincirinde karbon azaltımıyla ilgili özenle seçilmiş güncel bilgiler ve derinlemesine analizler e-posta kutunuza geliyor.
Güncel kalmak için şimdi kaydolun!


Haftanın konusu: Nedir bu iklim senaryosu dedikleri?

Senaryo ifadesi, iklim değişikliği tartışmalarında sıklıkla kullanılıyor. Film, tiyatro oyunu veya video oyunlarından bahsederken bir senaryonun olması elbette normal; ancak nasıl oldu da bu ifade iklim krizi için de kullanılır oldu? Bu sorunun cevabı, iklim bilimcilerinin gelecekteki olasılıkları değerlendirmek ve tahminlerde bulunmak için kullandıkları yöntemlerde yatıyor.

İklim değişikliği senaryoları, aslında bazı gelecek varsayımlarını tarif ediyor: İnsan faaliyetleri, olası sosyoekonomik gelişmeler, politik ve teknolojik gelişmelerin yanı sıra doğal süreçlere de bağlı olarak, atmosferde birikmesi muhtemel karbon dioksit miktarına göre ortaya çıkabilecek iklim koşullarını öngörmeye çalışıyor. Bu senaryolar, iklim modelleri aracılığıyla farklı emisyon seviyelerine bağlı olarak nasıl bir dünyayla karşılaşabileceğimizi anlamamıza yardımcı oluyor.

İdeal bir dünyada, bu senaryoların iklim politikaları ve planlar üzerinde önemli bir etkisi olması beklenmeli. İdeal bir dünyada, ifadesine vurgu yapmak istiyorum — çünkü realite ne yazık ki bu değil. Örneğin, deniz seviyesindeki yükselişin olası sonuçlarını anlayarak buna uygun altyapı yatırımlarını planlamak; ya da tarım sektöründe, kuraklık ya da aşırı yağış gibi olası risklere karşı alınabilecek önlemlerin bu senaryolara dayandırılması akla yatkın görünen eylemler. Ne yazık ki işler pek böyle ilerlemiyor. Bu senaryoların tamamen göz ardı edildiğini söylemek de doğru değil elbette ama özellikle Trump süreciyle, zaten mesafeli olduğumuz iklim senaryolarından iyice uzaklaştığımız da bir gerçek.

Senaryolar ve yollar

Senaryo ve yol (pathway) terimleri, iklim biliminde sıkça kullanılan ancak farklı bağlamlara sahip kavramlar. Senaryolar, gelecekteki farklı olasılıkları tanımlayan geniş çerçeveli projeksiyonlar; yollar ise belirli bir hedefe ulaşmak için izlenebilecek emisyon ve teknoloji stratejilerini ifade ediyor.

Ancak yol ifadesi zaman zaman senaryo anlamında da kullanılabiliyor. Örneğin, IPCC’nin kullandığı Temsili Konsantrasyon Yolları (RCP’ler), belirli emisyon seviyelerine bağlı olarak atmosferde oluşacak radyatif zorlamaları tanımlıyor. Bunlar, gelecekte iklimin nasıl şekillenebileceğini gösteren iklim projeksiyonları olarak değerlendiriyoruz; o nedenle belirli bir sıcaklık hedefini gerçekleştirmek için izlenmesi gereken adımları içermiyorlar.

Buna karşılık, IPCC’nin daha güncel raporlarında kullanılan Emisyon Yolları (Emission Pathways) ve Sürdürülebilir Gelişme Yolları (Shared Socioeconomic Pathways – SSPs) gibi terimler, emisyonların nasıl azaltılabileceği ya da sosyoekonomik faktörlerin iklim politikalarını nasıl şekillendirebileceği üzerine kurgulanıyor. Örneğin, bir ülkenin 1,5°C hedefi doğrultusunda izlemesi gereken karbon azaltım adımları bir yol olarak tanımlanırken, bu sürecin olası emisyon senaryoları içinde nasıl değerlendirileceği senaryo çerçevesinde ele alınıyor.

Hükûmetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından tanımlanan ve Temsili Konsantrasyon Yolları (Representative Concentration Pathways – RCP) adı verilen yollar, önümüzdeki yıllarda gerçekleşmesi muhtemel senaryoları değerlendirmek için kullanılan bir standart haline gelmiş durumda. IPCC’nin 2014 senesinde yayımladığı beşinci değerlendirme raporundaki (AR5) tahminler, RCP adını verdiğimiz bu yollara dayanıyor.

RCP’ler, atmosferdeki sera gazı konsantrasyonlarına bağlı olarak, 2100 yılına kadar ortaya çıkabilecek farklı radyatif zorlama seviyelerini öngörüyor. Bu yolların yanında yazan değerler, W/m2 cinsinden 2100 yılında ulaşılması beklenen radyatif zorlamayı ifade ediyor: Örneğin, RCP2,6 yolu, 2100 yılında net radyatif zorlamanın 2,6 W/m2 olacağı bir emisyon senaryosunu temsil ediyor.

Daha iyi anlaşılması için bir de radyatif zorlama (radiative forcing) kavramına bakalım. Radyatif zorlama, Dünya atmosferinin enerji dengesinde meydana gelen değişiklikleri ifade ediyor. Basitçe söylemek gerekirse, Dünya’ya gelen güneş ışığı (giren enerji) ile Dünya’dan uzaya yayılan ısı (çıkan enerji) arasındaki dengenin nasıl değiştiğini, W/m2 cinsinden gösteriyor. Pozitif radyatif zorlama (örneğin atmosferde artan sera gazları nedeniyle) gezegeni ısıtıyor, çünkü gelen enerjiye kıyasla daha az ısı uzaya yayılabiliyor. Negatif radyatif zorlama ise (örneğin büyük volkanik patlamalar sonucu atmosferde artan yansıtıcı aerosoller) gezegeni soğutabiliyor.

IPCC’nin beşinci değerlendirme raporunda 4 farklı RCP tanımlanmıştı:

  • RCP 2,6: Sera gazı emisyonlarının hızlı ve büyük ölçekte azaltıldığı düşük emisyon yolu.
  • RCP 4,5: Orta düzeyde emisyon senaryosu, sera gazlarının belirli bir seviyede kontrol altına alındığı bir yolu temsil ediyor.
  • RCP 6,0: Alternatif bir orta emisyon senaryosu, farklı enerji ve teknoloji politikalarına dayanıyor.
  • RCP 8,5: Sera gazı emisyonlarının hızla artmaya devam ettiği, en yüksek emisyon yolu.

Altıncı Değerlendirme Raporu’nda (AR6) ise RCP1,9, RCP3,4 ve RCP7,0 gibi yeni yollar eklendi. RCP1,9, Paris Anlaşması kapsamında küresel ısınmayı +1,5°C ile sınırlamayı mümkün kılacak bir emisyon yolu olarak öne çıkıyor. Öte yandan RCP8,5, geçmişte olağan gidişat (business as usual, BaU) senaryosu olarak görülse de, günümüzde bazı bilim insanları tarafından gerçekçiliği sorgulanıyor. Bu senaryo, fosil yakıt kullanımının hızla artmaya devam edeceği varsayımına dayanıyor. Ama bugün birçok ülkede kömür kullanımının azalması ve yenilenebilir enerji yatırımlarının artması nedeniyle, RCP8,5’in olasılığının azaldığı düşünülüyor. Ancak gelişmekte olan birçok ülkede artan enerji talebi dikkate alındığında, bu senaryoyu tamamen göz ardı etmek için henüz erken olduğu görülebilir. Bu senaryoya göre, 2100 yılına kadar küresel ortalama sıcaklıkların sanayi öncesi döneme göre yaklaşık 4,3°C artması bekleniyor. Ancak iklim modelleri, farklı değişkenleri içeren geniş bir aralık sunduğundan, bu tahmin 2,6°C ile 4,8°C arasında değişebilir.

Özetle, iklim biliminde kullanılan modeller ve emisyon yolları, gelecekte bizi nasıl iklim koşullarının bekleyebileceğini anlamamıza yardımcı oluyor. Bu modeller, bilimsel olarak sağlam temellere dayansa da, belirsizlikleri ve varsayımlara bağımlı doğaları gereği, kesin tahminler olarak görmememiz gerekiyor.

Son bir not olarak şunu eklemekte fayda olabilir: İklim verilerinin kamuoyuna sunulma biçimi, politik ve ekonomik önceliklere göre farklı çerçevelerle şekillendirilebiliyor. Çünkü bu dönüşümün gidişatı bazı kesimlerin menfaatine, bazı kesimlerin ise zararına sonuçlar üretebilecek bir potansiyel taşıyor. O nedenle kimi zaman, küresel organizasyonlar ve medya riskleri olduğundan daha düşük veya daha yüksek göstermeyi tercih edebiliyor. Bizim için önemli olan, felaket senaryolarına kapılmadan ama aşırı iyimser tahminlere de güvenmeden, bilimsel verilere dayalı gerçekçi bir bakış açısı geliştirmek olmalı.


Önümüzdeki Pazar görüşmek üzere

21. bültenin sonuna gelmiş bulunuyoruz. Bu hafta sanayi odaklı konulara ara verip, bilim insanlarının değerlendirmelerine yer vermek istedim. Bilimsel senaryolar, bize geleceği kesin olarak söyleyemez belki, ama yönümüzü bulmak için sağlam bir pusula sunabilir. Kamunun geri çekildiği, belirsizliklerin ise arttığı bu dönemde, doğru yönü hatırlamak için bilime kulak vermek, fena bir fikir olmayabilir.

Umarım keyifli bir okuma olmuştur. Her türlü öneri, eleştiri ya da yorumunuz için ister buradaki iletişim formu aracılığıyla, ister aşağıya yorum bırakarak bana ulaşabilirsiniz. Henüz kaydolmadıysanız, bültenleri e-posta üzerinden de takip edebileceğinizi hatırlatarak, herkese iyi bir hafta diliyorum.

Not: İçerik hazırlığında kullanılan kaynakları burada görebilirsiniz.

Bir Yorum Yazın

Bültenlere Kaydolun!

Her hafta sanayi ve tedarik zincirinde karbon azaltımıyla ilgili özenle seçilmiş güncel bilgiler ve derinlemesine analizler e-posta kutunuza geliyor.
Güncel kalmak için şimdi kaydolun!

+ bir buçuk, ağır sanayi ve tedarik zincirlerinde iklim dostu bir geleceği şekillendirmek için bilimsel temellere dayalı bilgi ve stratejiler sunan haftalık bir bültendir.

Sürdürülebilir bir sanayiyi birlikte şekillendirelim. 

Her hafta sanayi ve tedarik zincirlerinde karbonsuzlaşma, temiz enerji ve iklim dostu çözümler üzerine özenle hazırlanmış analizler ve güvenilir bilgiler posta kutunuza geliyor. +bir buçuk bülteni, doğru bilgi ve bilimsel yaklaşımla sürdürülebilir dönüşüm yolculuğunuzda size rehberlik eder. Pratik çözümler, derinlemesine analizler ve gerçek başarı hikayeleriyle geleceğin sanayisini bugünden inşa edelim.

İçerik hazırlığında kullanılan kaynakları bu sayfada görebilirsiniz.

Arda Çetin Eğitim, Danışmanlık ve Mühendislik İşleri.

© 2025 | ardacetin.com

Sosyal Medya

Bültenleri LinkedIn üzerinden de takip edebilirsiniz. Bilgi için tıklayın.

Buraya kadar okuyanlar için özenle hazırlandı. ❤️

+ bir buçuk sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin