Merhaba. 14. bültene hoş geldiniz!
Bu hafta odağımızda çelik sektörü var:
- Çelik sektörünün karbonsuzlaşma hedefleri, 2023 senesinde yayımlanan düşük karbonlu yol haritası ile uyumlu bir şekilde ilerliyor mu?
- Yol haritasında belirtilen yatırım gereklilikleri, şirketlerin açıkladığı yatırım öngörüleriyle örtüşüyor mu?
- Şirketlerin mi hedeflerini güncellemesi daha doğru olur? Yoksa yol haritalarının güncellenmesi mi?
İPV’nin Çelik Sektöründe Karbonsuzlaşma Seçenekleri raporu, çimento üretiminde düşük karbonlu alternatifler ve Almanya’nın 18,5 milyar Euro düzeyindeki ETS geliri, bu haftanın öne çıkan diğer gündem maddeleri.
Lafı daha fazla uzatmadan, haftanın albüm önerisi ile başlayalım.
🎧 Haftanın albümü

Bu haftanın Pazar bültenine eşlik etmesi için sizlere önermek istediğim albüm, Jon Batiste’nin Beethoven bestelerini blues / caz dokunuşlarıyla yeniden yorumladığı Beethoven Blues. İyi okumalar ve keyifli bir Pazar dileklerimle.
📖 Haftanın kitap önerisi

Üretkenlik, daima yeni bir şeyler üretme düşüncesi üzerinden tarif edilir. Bakım ve özen göstermek ise, kendi içinde üretken bir tutum olarak görülmez. Sürekli olarak yeni olanın peşinde koşmak, hep yeni bir şey ortaya koymak zorunda olmak, elimizde olanı korumayı, sahip olduklarımıza özen göstermeyi akla getirmediği gibi, böyle bir şeye vakit bile bırakmıyor.
Oysa daima yeni olanın peşinde koşmak yerine, mevcut olanı korumak, kelimenin kapsadığı bütün anlamlarıyla bakımı önceliklendirmek, yaşamakta olduğumuz ekolojik yıkım ve iklim krizine kadar tesir edebilecek olumlu sonuçlar üretebilir. Daha iyi çözümler üretmenin peşinde koşarken, asıl çözüm belki de üretmekten çok korumakta, tüketmemekte ve mevcut olanı sürdürülebilir kılmakta yatıyor. Ancak bu, içinde yaşadığımız ekonomik ve kültürel sistem için bir paradoks yaratıyor: Çünkü bakım ve koruma, ölçülebilir büyüme üretmiyor, doğrudan bir sermaye dönüşümü sağlamıyor.
Favori yazarlarım arasında gösterebileceğim Jenny Odell’in bu kitabının ana teması bu düşünce etrafında şekilleniyor: Maintenance as progress; yani bir ilerleme ölçütü olarak bakım ve var olan korumak. Zihinsel anlamda yepyeni ufuklar açabileceğine inandığım Jenny Odell’in How to do Nothing adlı eseri, Hiçbir Şey Yapmama Kitabı başlığıyla Ekim 2024’te Siren yayınları tarafından Türkçeleştirilerek satışa sunuldu.
Bültenlere kaydolun!
Her hafta sanayi ve tedarik zincirinde karbon azaltımıyla ilgili özenle seçilmiş güncel bilgiler ve derinlemesine analizler e-posta kutunuza geliyor.
Güncel kalmak için şimdi kaydolun!
Öne çıkan dosyalar
🎥 Atmosferdeki karbondioksit neye benziyor?
Gerek + bir buçuk içeriklerinin, gerekse tüm iklim krizi tartışmalarının temelinde, atmosferdeki karbondioksit yatıyor olmasına rağmen, bu gazın atmosferde nasıl dağıldığını, nasıl bir hareket içinde olduğunu net bir şekilde tarif etmek kolay değil. Aşağıdaki görselleştirme bu açıdan ufuk açıcı diye düşünüyorum. Bir ülkenin iklim taahhütlerini yerine getirmiyor olmasının sadece o ülkenin değil, gezegenin meselesi olduğunu gösterebilmek açısından da önemli bir çalışma.
NASA tarafından oluşturulan bu karbondioksit haritası, Goddard Dünya Gözlem Sistemi’nin kısaltması olan GEOS adlı bir model kullanılarak oluşturulmuş. Yer gözlemleri ve uydu verilerinden milyarlarca veri noktasını bir araya getiren model, tipik bir hava durumu modeline kıyasla 500 kat daha yüksek çözünürlük sunuyor. Böylece bir güç santralinin ya da orman yangının küresel emisyonlara katkısı tek başına incelenebiliyor. Özellikle gece ve gündüz döngülerinin yarattığı etki, emisyonları bu şekilde görmemiş birisi için çarpıcı diye düşünüyorum. (E-posta üzerinden okuyan okuyucularımız ister yukarıdaki blogda okuyun bağlantısı üzerinden, ister bu bağlantı üzerinden videoyu izleyebilirler: K. Jepson. Model Behavior: Visualizing Global CO2 (2024))
🏭 Çimentoya düşük karbonlu ve emisyonsuz alternatifler
Çimento üretimi, ağır sanayi kaynaklı emisyonlar arasında önde gelen kalemlerden bir tanesi. 2023 verilerine göre 1,57 gigaton seviyesinde gerçekleşen çimento kaynaklı küresel emisyonların önemli bir kısmı Çin kaynaklı. Yine aynı verilere göre Türkiye 38,3 milyon tonluk çimento sektöründen kaynaklı 2023 emisyonuyla, dünyada çimento üretimi nedeniyle en çok emisyona neden olan altıncı ülke konumunda yer alıyor.

Çimento üretimi kaynaklı emisyonların azaltılması, malzeme bilimi ve mühendisliği temelli birçok girişimin odağında yer alıyor: Örneğin CarbonCure, atmosferden yakalanan karbondioksitin beton içinde mineralize edilmesini sağlayan yenilikçi bir çözüm sunuyor. Daha yalın bir ifadeyle atmosferdeki karbonu beton içine gömerek hem atmosferden yakalanan karbonun yeraltı akiferlere kıyasla daha güvenli bir yerde depolanmasını sağlıyor, hem de çimento ihtiyacını azaltarak, çimento üretimi kaynaklı emisyonları düşürüyor.
Benzer alanda faaliyet gösteren bir diğer girişim ise Terra CO2. Çimentoya sürdürülebilir ve düşük karbonlu alternatifler geliştirerek inşaat sektörünün karbon ayak izini azaltmaya çalışan Terra CO2, mevcut agrega madenlerinden elde edilen silikat bazlı hammaddeleri kullanarak çevre dostu çözümler üretmeye çalışıyor. Şirketin geliştirdiği OPUS aldı ürün serisi, beton üretiminde çimentonun kısmen veya tamamen yerine kullanılabilen yenilikçi alternatifler sunuyor. Özellikle OPUS ZERO™ adındaki ürünün, klinker içermemesi sayesinde sıfır emisyon imkanı sunabiliyor olması dikkat çekici.
Terra CO2’nin OPUS SCM ürünü ile ilgili enteresan bir detay paylaşarak bu konuyu kapatmak istiyorum. Aşağıdaki grafik üzerinde, çimento karışımındaki uçucu küle (*) (fly ash) alternatif olarak geliştirilen OPUS SCM’in performansı gösteriliyor. Uçucu kül, kömürle çalışan termik santrallerin yanma süreçlerinden ortaya çıkan ince bir toz formundaki yan ürün. Kömür yakıldığında, kül partikülleri bacadan çıkmadan önce elektrostatik veya mekanik filtrelerle yakalanarak uçucu kül olarak toplanıyor ve çimento içinde katkı malzemesi olarak kullanılıyor. Beton üretiminde çimento kullanımını azalttığı için, çimento üretimi kaynaklı CO2 emisyonlarını düşüren bir etkisi olan uçucu kül, kömür santrallerinin kapanıyor olması nedeniyle tedariki zorlaşan bir malzeme. Terra CO2’nin bu detayı gözden kaçırmaması ve bir ürün geliştiriyor olması dikkat çekici diye düşünüyorum. Umarım Türkiye’nin kömürden çıkış planıyla birlikte benzer ürünlere ihtiyaç duyulduğu günleri de yakında görebiliriz.

(*) Elektrik üretiminde, termik santrallerin büyük çoğunluğunda yakıt olarak pulverize kömür kullanılır. Kömürün yanması sonucunda farklı boyutlarda kül parçacıkları oluşur. Ocağın tabanına çöken daha ağır ve iri taneli küller, taban külü olarak adlandırılır. Daha ince taneli küller ise yanma gazlarıyla birlikte bacadan dışarı doğru hareket eder. Bu hafif ve uçucu yapıdaki kül parçacıkları uçucu kül olarak bilinir.
Gündemden kısa notlar
📝 “Çelik Sektöründe Karbonsuzlaşma Seçenekleri” raporu yayımlandı

Küresel karbon emisyonlarının %7’sinden sorumlu olan çelik sektörünün karbonsuzlaşması, sürdürülebilir bir gelecek için büyük önem taşıyor. İstanbul Politikalar Merkezi tarafından yayımlanan ve Muammer Bilgiç ile Dursun Baş tarafından kaleme alınan Çelik Sektöründe Karbonsuzlaşma Seçenekleri raporu, çelik üretiminde karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik mevcut teknolojileri, yenilikçi çözümleri ve finansman mekanizmalarını kapsamlı bir şekilde ele alıyor.
Raporda, geleneksel üretim yöntemlerinden (BF-BOF ve DRI-EAF rotaları) hidrojen bazlı yeni nesil teknolojilere, karbon yakalama ve kullanım stratejilerinden döngüsel çelik üretimine kadar çeşitli yaklaşımların incelendiği görülüyor. Ayrıca, Avrupa Birliği’nin yeşil dönüşüm politikaları, finansal destek mekanizmaları ve Türkiye’nin net sıfır hedeflerine ulaşması için gerekli adımlara dair detaylı analizler de sunuluyor.
Çelik üreticileri, politika yapıcılar ve yatırımcılar için yol gösterici bir kaynak niteliği taşıyan bu çalışmanın, çelik sektörünün yeşil dönüşümünü anlamak ve sürdürülebilir üretim yöntemlerine dair içgörü kazanmak isteyen herkes tarafından okunmasında fayda var. Raporu bu bağlantı (PDF) üzerinde görebilir ve indirebilirsiniz.
💰 Almanya 2024 senesi ETS geliri 18,5 milyar Euro
Almanya Federal Çevre Ajansı’na bağlı Alman Emisyon Ticareti Kurumu (DEHst) verilerine göre, Almanya’nın karbon fiyatlandırmasından elde ettiği gelir, bir önceki yıla göre yaklaşık 100 milyon Euro artarak 2024 yılında rekor seviye olan 18,5 milyar Euro’ya yükseldi. ETS gelirleri bir önceki sene 18,4 milyar Euro düzeyindeydi. Gelirlerin tamamı, bir finansman aracı olarak Almanya’nın enerji ve iklim politikası hedeflerine ulaşılmasına önemli katkı sağlayan İklim ve Dönüşüm Fonu’na (KTF ) aktarılacak. AB ETS 1, enerji ve enerji yoğun endüstriyel tesislerden, Avrupa içi hava taşımacılığından ve deniz taşımacılığından kaynaklanan sera gazı emisyonlarını kapsıyor. Detaylar için: Deutsche Emissionshandelsstelle / 07.01.2025
🤔 SKDM’da önemli bir kapsam değişikliği
15 Aralık’ta yayımlanan 6. bültende, Carbon Pulse haberine atıfta bulunarak, SKDM’de kapsam değişikliğinin gündemde olduğunu bültenlere taşımıştık. Yeni gelen haberler, AB’nin SKDM kapsamındaki emisyonların neredeyse tamamının ilgili şirketlerin %20’si tarafından yapıldığı gerekçesiyle, kapsam dahilindeki şirketlerin %80 gibi bir kısmının SKDM’den muaf tutulacağı yönünde çalışmalar yaptığını doğruluyor. AB Komisyonu bir süredir, AB’nin rekabetçiliğini arttırmak amacıyla mevzuat yükümlülüklerini azaltan ve politikaları basitleştiren bir yaklaşım üzerinde çalışıyor. Bu değişiklik de bu kapsamda değerlendirilmeli. SKDM’ye uyum amacıyla şirketlerin halihazırda yaptığı hazırlıkların ve harcamaların ne olacağı ile şimdilik belirsiz. Oksijen / 06.02.2025
⚛ Çin nükleer enerjide hakimiyet yolunda
Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) yayımladığı yeni bir rapora göre, yapım aşamasındaki nükleer santral kapasiteleri dikkate alındığında, Çin’in mutlak dünya lideri olma yolunda ilerlediği görülüyor. Çin’in liderliği aynı zamanda nükleer reaktörler ve yakıt ihracatında bir rekabet avantajına dönüşebilir. Yapım aşamasındaki santralleri gösteren aşağıdaki grafik, küresel nükleer reaktör ihracatında Rusya’nın hakimiyetini de göz önüne seriyor. Hızla büyüyen ve büyük enerji ihtiyacı olan yapay zeka endüstrisini geliştirme yarışında Çin ile rekabet içinde olan ABD’nin nükleer enerji yarışında da yeni bir ivme kazanması bekleniyor.

Bültenlere kaydolun!
Her hafta sanayi ve tedarik zincirinde karbon azaltımıyla ilgili özenle seçilmiş güncel bilgiler ve derinlemesine analizler e-posta kutunuza geliyor.
Güncel kalmak için şimdi kaydolun!
Haftanın konusu: Çelik sektörü, yol haritalarına uygun bir dönüşüm içinde mi?

Geçtiğimiz haftalarda yayımlanan 4. bültende, T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın yayımladığı Çelik Sektörü için Düşük Karbonlu Yol Haritası raporuna yer vermiş ve bu yol haritasının işlevselliğini hidrojen fiyatı öngörüleri üzerinden değerlendirmiştik. Bu hafta, bu konuya bir de yatırım maliyetleri üzerinden bakacağız. Eğer hidrojen fiyatı öngörüleri gerçekleşir ve yeşil hidrojen fiyatı gerçekten de 1,2 USD/kgH2‘nin altına inerse, bu durum yol haritasının gerçeğe dönüşeceğini garanti altına alır mı sorusunu soracağız.
Kısa cevap, elbette hayır. Aşağıda, Çelik Sektörü için Düşük Karbonlu Yol Haritasından alınan, senaryolar bazından yıllık ortalama yatırım gereklilikleri gösteriliyor. Burada birçok farklı senaryoya yer verilmiş, ama biz işi basit tutmak adına iki senaryoyu dikkate alalım: Düşük karbonlu yol haritası senaryosu (low carbon pathway scenario, LCP) ve en iyi teknolojiler senaryosu (frontier technologies scenario, FTS).
Raporda ifade edildiği şekliyle en düşük maliyetli ve optimal azaltım senaryosu (*) olan LCP senaryosuna göre, emisyon hedeflerinin tutturulabilmesi için:
- 2023 – 2033 yılları arasında: Her yıl ortalama ∼333 milyon dolar
- 2034 – 2043 yılları arasında: Her yıl ortalama ∼1,3 milyar dolar
- 2044 – 2053 yılları arasında: Her yıl ortalama ∼1,7 milyar dolar
En iyi teknolojilerin kullanıldığı FTS senaryosuna göre ise, emisyon hedeflerinin tutturulabilmesi için öngörülen yatırım gereklilikleri şu şekilde:
- 2023 – 2033 yılları arasında: Her yıl ortalama ∼602 milyon dolar
- 2034 – 2043 yılları arasında: Her yıl ortalama ∼1,3 milyar dolar
- 2044 – 2053 yılları arasında: Her yıl ortalama ∼1,5 milyar dolar

LCP ve FTS senaryolarını dikkate alarak yaptığımız bu kısa değerlendirmenin ortaya koyduğu durum şu: Bu senaryolara göre emisyon hedeflerinin tutturulabilmesi için çelik sektöründe 2053 senesine kadar toplamda yaklaşık 33-34 milyar dolar mertebesinde bir yatırım ihtiyacı öngörülüyor.
Çelik sektöründe durum
Türkiye Çelik Sektörü için Düşük Karbonlu Yol Haritası raporu, entegre tesislerin dönüşümde anahtar rol oynuyor olacağının altını çiziyor. Özellikle doğal gaz ve ardından gelen süreçte %100 yeşil hidrojen bazlı DRI sistemlerinin entegre tesisler tarafından hayata geçirilmesi, bu raporlara göre yol haritalarının gerçeğe dönüşmesi için bir gereklilik.
Türk çelik sektöründe faaliyet gösteren 41 adet üretim tesisinin her ne kadar 3 tanesi entegre tesis olsa da (Erdemir, İsdemir ve Kardemir), bu tesisler toplam üretimin yaklaşık %30 gibi önemli bir kısmını gerçekleştiriyor. Düşük karbonlu yol haritası raporuna göre elektrik ark ocaklı (EAF) tesislerin yaygınlaştırılmasına ek olarak DRI ve yeşil hidrojen teknolojilerinin entegrasyonu kritik kabul edildiği için, bu dönüşümün büyük ölçüde entegre tesislerde gerçekleşmesinin beklenildiği, dolayısıyla yukarıda bahsi geçen 33-34 milyar dolar mertebesindeki yatırımın önemli bir kısmının da bu tesisler tarafından üstlenilmesi gerektiği anlaşılıyor.

Peki, bu tesislerde durum ne? Türkiye’nin en büyük çelik üreticilerinden olan Erdemir ve İsdemir, 2050 yılına kadar net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda 3,2 milyar dolarlık bir yatırım planladıklarını açıkladılar. Yatırım planları kapsamında elektrik ark ocakları kurulumu, hurda toplama ve işleme merkezlerinin oluşturulması, peletleme tesisleri inşası ve güneş enerjisi santralleri (GES) kurulumu gibi projeler bulunuyor. Ayrıca, karbon yakalama ve depolama (CCUS) teknolojileri de uzun vadeli planları içinde yer alıyor.
Bu adımlar, bakanlığın belirlediği LCP ve FTS gibi senaryolarıyla büyük ölçüde uyumlu görünüyor. Özellikle EAF’ye geçiş ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelim, düşük karbonlu üretime geçişte önemli bir strateji olarak öne çıkıyor. Ancak, toplam 3,2 milyar dolarlık yatırım, sektör genelinde gereken toplam yatırımın oldukça altında kalıyor. Bu rakamlar, sürecin hızlandırılması ve ölçek büyütülmesi gerekliliğini ortaya koyuyor.
Türkiye’nin bir diğer büyük çelik üreticisi Kardemir cephesinde ise net sıfır emisyon hedeflerine dair kamuoyuna açıklanmış kapsamlı bir plan bulunmuyor. Şirketin 2026’dan itibaren 2030’a kadar her yıl 200 milyon dolar yatırım yapmayı planladığı belirtilse de, bu yatırımların ne ölçüde karbon azaltımı sağlayacağı net değil. Kardemir’in henüz EAF’ye geçiş veya hidrojen kullanımı gibi karbon emisyonlarını doğrudan düşürecek teknolojilere yönelik somut adımlar atmadığı görülüyor.
Sonuç
Bu değerlendirmeler ışığında şu sonuçları çıkarabiliriz diye düşünüyorum: Erdemir ve İsdemir, belirlenen çerçeveye uyum sağlayarak yatırımları başlatmış durumda ancak toplam yatırım ihtiyaçları göz önüne alındığında daha büyük ölçekli projeler ve hızlandırılmış süreçler gerekecek. Kardemir gibi bazı büyük oyuncuların henüz net sıfır stratejilerini açıklamaması, sektör genelinde dönüşümün homojen olmadığını gösteriyor. Finansman eksikliği, dönüşümün önündeki en büyük engellerden biri olarak öne çıkıyor. Bakanlık planları büyük miktarlarda yatırım gerektirirken, sektör oyuncularının bu rakamlara ulaşmakta zorlandığı görülüyor.
Türkiye çelik sektörünün genel olarak belirlenen yeşil dönüşüm yol haritasına tam uyum sağlayamadığını söylemek için erken. Özellikle Kardemir gibi büyük üreticilerin dönüşüme yönelik açık hedefler koyması, finansman mekanizmalarının hızla devreye sokulması ve devlet teşviklerinin artırılması gerekiyor. Aksi halde, çelik sektörünün net sıfır emisyon hedeflerine ulaşması büyük ölçüde zorlaşabilir.
Bu noktada en kritik soru ise şu: Bu yatırımların ölçeği ve finansmanı netleşmeden, raporda belirtilen hedefler ne kadar gerçekçi? Raporun gerçek bir yol haritası niteliği kazanabilmesi için, raporda belirtilen finansman ihtiyacının nasıl karşılanacağına dair yolların ve süreçlerin de tanımlanması da doğru olacaktır. Yukarıdaki gündem maddeleri arasında geçen İPV’nin Çelik Sektöründe Karbonsuzlaşma Seçenekleri raporunun bu açıdan daha somut bir çerçeve ortaya koyabildiği görülüyor.
Raporda göze çarpan bir diğer eksiklik olarak adil geçiş (just transition) kavramına hiçbir vurgu olmaması gösterilebilir. Sanayinin dönüşümü sadece teknik yatırımlarla değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik sonuçlarıyla başarılı olabilir. Çelik sektöründe düşük karbonlu teknolojilere geçiş, özellikle yüksek fırınlara bağımlı entegre tesislerde çalışan işçiler için iş gücü kaybı riski taşıyor. Ayrıca, dönüşümün bölgesel kalkınma üzerindeki etkilerinin de dikkate alınması, önemli bir gereklilik diye düşünüyorum. Kurulu olduğu bölgenin temel geçim kaynaklarından biri haline gelen entegre tesislerin başaktör konumunda olduğu bir dönüşümün çalışanlar ve yerel halk üzerinde etkilerini sürecin en başından itibaren dikkate almak, sağlıklı ve gerçekçi bir dönüşüm için büyük önem taşıyor.
Notlar
(*) LCP senaryosunun en düşük maliyetli ve optimal azaltım senaryosu olduğu, T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın yayımladığı Çelik Sektörü için Düşük Karbonlu Yol Haritasında belirtilmektedir. (sf. 19 – Detaylı bilgi için kaynaklar sayfasına bakabilirsiniz.)
Önümüzdeki Pazar görüşmek üzere!
+ bir buçuk‘un on dördüncü Pazar bülteni burada sona eriyor. Umarım bu bültenler, yeşil dönüşümün şimdiye dek tecrübe etmediğimiz ölçekte kapsamlı ve titiz bir planlama gerektirdiğini ve teknoloji darboğazının, problemin merkezindeki meselelerden biri olduğunu gösterebiliyordur.
Her türlü öneri, eleştiri ve yorumunuz için ister aşağıdaki kutuya yorum bırakarak, isterseniz buradaki iletişim formu aracılığıyla bana ulaşabilirsiniz.
Bültenleri e-posta üzerinden de okuyabileceğinizi tekrar hatırlatarak, herkese iyi Pazarlar diliyorum.
Not: İçerik hazırlığında kullanılan kaynakların listesini burada görebilirsiniz.

Bir Yorum Yazın