,
8–12 dakika

OKUMA SÜRESİ

Bülten #1 – COP29’a girerken: COP süreci gerçekten işe yarıyor mu?

Merhaba. + bir buçuk‘un ilk bültenine hoş geldiniz! COP29’un başlamasına çok az bir süre kalmışken, bu haftaya COP sürecinin ne olduğu ve gerçekten bir işe yarayıp yaramadığı sorularıyla başlayalım.

Ancak COP konusuna geçmeden önce, geçen haftanın en önemli gelişmelerinden biri olan Trump’ın ikinci başkanlığına değinmekte fayda var: Bir önceki başkanlık döneminde ABD ekonomisini zayıflatacağı ve ABD’yi kalıcı bir dezavantaja sokacağı argümanlarıyla, COP sürecinin bir çıktısı olan Paris Anlaşması’ndan çekilmişti hatırlarsanız. Biden döneminde tekrar katılım sağlandı ama ikinci başkanlık sürecinde Trump Paris Anlaşması’ndan tekrar çıkmak isteyecek mi, göreceğiz. Uzmanlara göre Trump’un Paris Anlaşması’ndan çekilmesi mümkün; ancak BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nden (UNFCCC) çekilmesi, dolayısıyla COP sürecinin de dışına çıkması pek olası görülmüyor. İlgili bir haber için (Climate Change News – 04/11/2024):


Uzmanlara göre Trump Paris Anlaşması’ndan çekilebilir – ama BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nden çıkması daha zor.


Konuyla ilgili olarak Avrupa İklim Vakfı (European Climate Foundation) CEO’su Laurance Tubiana da endişelerini dile getirdi. Paris Anlaşması’nın tek bir ülkenin politikalarından daha güçlü olduğunu söylese de, o ülke ABD olduğunda maalesef etkisi oldukça yüksek olabiliyor.

“Açık olmak gerekirse: ABD seçim sonucu iklim kriziyle mücadelede bir darbedir. Isınmayı 1,5°C ile sınırlama penceresi kapanıyor; önümüzdeki 4 yıl kritik öneme sahip. Ancak umutsuzluğa kapılmayalım. Paris Anlaşması herhangi bir ülkenin politikalarından daha güçlü, dayanıklı olduğunu kanıtladı (1/10)”

Gündemden kısa kısa

🗽 Trump’ın zaferi yaklaşan COP29 iklim zirvesine gölge düşürüyor: Euronews / 6.11.2024.

🤦‍♂️ BM İklim Zirvesi: Azerbaycan COP29 yetkilisi fosil yakıt anlaşmasını teşvik ederken görüntülendi: BBC / 8.11.24.

⛔ Putin ve Macron, dönüm noktası niteliğindeki COP29 iklim zirvesine katılmayacak. Ekonomim / 5.11.2024.

⚖️ İklim konusunda atılacak adımlar insan haklarının korunması açısından büyük önem taşıyor: Human Rights Watch / 7.11.2024.


Haftanın konusu: Nedir bu COP dedikleri?

Önce temel tanımlarla başlayalım: Uluslararası sözleşmelerin en üst düzey yönetim organına Taraflar Konferansı (Conference of the Parties, kısaca: COP) adı veriliyor.

Her ne kadar iklim kriziyle özdeşleştirilmiş olsa da, Taraflar Konferansının düzenlendiği tek uluslararası sözleşme, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi değil: Kimyasal silahlardan tutun, civanın olumsuz etkilerini engellemeyi amaçlayan Minamata Sözleşmesine; hatta göç eden yabani hayvan türlerinin korunmasına dair sözleşmeye kadar birçok uluslararası sözleşme için Taraflar Konferansı, yani İngilizce kısaltmasıyla COP düzenleniyor.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinin 29. Taraflar Konferansı, yani COP 29, 11 – 22 Kasım 2024 tarihlerinde, Azerbaycan’ın Bakü kentinde düzenleniyor.

Benim bu yazıda üzerinde duracağım ve medyada da en çok görünürlüğü olan COP, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinin konferansı.

Sanırım şuradan başlamak iyi olabilir: COP’ları destekleyenlerin de, COP’u hakir görenlerin de hemfikir olduğu bir nokta, bu konferansın önemli bir yıllık toplantı olduğu.

Hantal olması, sürecin çok yavaş ilerliyor olması; ayrıca zaman zaman müzakerelerde kullanılan dilin teknik detayları içinde kaybolunduğu, tek bir kelime nedeniyle müzakerelerin yoldan çıktığı ve nihayetinde bir oylamaya varılsa bile, tek bir vetonun tüm süreci baltalayabildiği bir süreç olması nedeniyle, beklentiyi karşılamadığı görüşlerine katılmamak elde değil.

Ancak diğer yandan, beğenelim ya da beğenmeyelim COP’un küresel çapta işbirlikleri için elimizdeki tek uluslararası enstrüman olması da madalyonun diğer yüzü.

Hükümetlere baskı yaratan en etkili mekanizma

COP sürecinin bir çıktısı olan Paris Anlaşması, uluslararası bir eylem birlikteliği açısından bugüne kadar elde edilen en büyük başarı olarak değerlendiriliyor.

Ancak Paris Anlaşmasının gönüllülüğe dayalı olması ve herhangi bir yasal yaptırımının olmaması, sürecin arzu edilen hızda ilerlemesini zorlaştırıyor. Bu hantallık, Paris Anlaşmasının çalışmadığı ve bir işe yaramadığı şeklinde yorumlanmamalı: Paris Anlaşması öncesindeki mevcut durumun devam etmesi durumunda küresel sıcaklık artışı 4 dereceye doğru giderken, Birleşmiş Milletler verilerine göre Paris Anlaşması neticesinde ülkelerin verdiği taahhütler doğrultusunda alınan aksiyonlarla, bu artış 2,5 – 2,9 derece aralığına inmiş durumda. İstenen düzeyde değil, ama anlaşmanın etkisi yok demek de doğru değil.

COP’un burada dile getirilmesi gereken bir diğer önemli yönü, iklim krizinden en çok etkilenen ülkelere, “süper güç” dediğimiz ülkelerle aynı masaya oturup, problemlerini dile getirme fırsatı veriyor olması. Örneğin Tuvalu, Vanuatu, Antigua ve Barbuda gibi küçük ada ülkeleri, deniz seviyesindeki artışı birebir yaşayan, yani iklim krizinin en tahrip edici risklerinden birini günbegün yaşayan ülkeler olmasına rağmen, COP dışında bir platformda küresel emisyonlarda aslan payına sahip ülkelerle bir araya gelip dertlerini anlatma fırsatı bulamıyorlar. Bu ülkeler bu nedenle COP sürecinden memnunlar; ancak az önce bahsettiğim gönüllülük esaslı olmasını eleştiriyorlar. COP sürecinin yasal sorumluluklar getirmiyor olması nedeniyle, mevcut durum ülkeler arasında biraz da gösterişe dayalı bir yarış ve geride kalanları ayıplama üzerine kurulu bir sistemle ilerliyor.

COP sürecinin daha etkili olması gerekiyor

COP katılımcıları dikkate alındığında, çok daha etkili bir süreç olması mümkünken bu kadar hantal ve yavaş olması, özellikle krizin sonuçlarından etkilenmeye başlayan kesimde tahammülsüzlük yaratıyor.

İlk başladığında sadece müzakerecilerin katıldığı bir etkinlikken; şu anda küresel şirketlerin yönetim kadrolarının, aktivistlerin ve hükümetlerin üst kademelerinden birçok insanın katıldığı ve medyanın da gündeminde olan, çok daha geniş çaplı bir etkinliğe dönüşmesini olumlu değerlendirmek lazım. Bu geniş katılım hükümetler üzerindeki baskıyı arttırıyor. Hatta ABD’li muhafazakârların bile delege göndermeye başladığı dikkate alınırsa, COP’un artık desteklesin ya da desteklemesin, birçok kesim için uluslararası eylemin ana mekanizması olarak algılandığı anlaşılıyor.

Bunlar olumlu yönleri, ama az önce de belirttiğim gibi, sürecin daha etkili ve hızlı bir yapıya evrilmesi artık bir zorunluluk haline geldi. Çünkü iklim krizinin etkilerini artık ciddi bir şekilde yaşamaya başlıyoruz. Bir örnek: Paris Anlaşmasının hedefi olan ve bu projeye de adını veren +1,5 derece hedefi, 2023 yazında neredeyse geçildi.

Küresel yüzey sıcaklığı değişimi: Sanayi öncesi (1850-1900) döneme kıyasla artış miktarı gösteriliyor. Solda 1850’den bu yana beş yıllık ortalamalar, sağda ise 1967’den bu yana yıllık ortalamalar gösteriliyor. Sağdaki grafik üzerinde 2023’ü temsil eden verinin 1,5 derece sınırına dayandığı görülebilir. Kaynak: Copernicus.eu.

Bilim insanları +1,5 derece hedefinin geçildiğini güvenle söyleyebilmek için birkaç sene daha sıcaklıkları izlemek gerektiğini söylese de, veriler üzerinde görünen durum gidişatın pek de istediğimiz şekilde olmadığını açıkça ortaya koyuyor diye düşünüyorum.

Burada aktarmaya çalıştığım temel düşünceyi sanırım tek cümle ile özetlemek de mümkün: COP süreci gerekli ama yeterli değil. Mevcut haliyle, gönüllüğe dayalı olması, hantal yapısı ve teknik jargon içinde bazen meselenin özünü kaybeden müzakerelere sahne olması, iklim krizine dair endişe taşıyan herkesin sabrını zorluyor ve bir hayal kırıklığı, hatta umutsuzluk yaratıyor. Ancak COP şu anda bu ölçekte etki yaratabilen elimizdeki yegane mekanizma. O nedenle COP’u sahiplenmek ve daha iyi, daha etkili bir COP için ısrarcı olmak, bugün için en doğru tutum diye düşünüyorum.


COP29’da görüşülecek başlıklar

11 – 22 Kasım tarihleri arasında Bakü‘de düzenlenecek COP29’da görüşülecek ana başlıklar şu şekilde:

1. Finansman 💰: Daha önce taahhüt edilen 100 milyar dolarlık iklim finansmanı, her ne kadar zengin ülkeler tarafından tam olarak karşılanamamış olsa da, 2023 senesinde sona erdi. Şimdi yeni bir finansman hedefinin belirlenmesi gerekiyor. Talep edilen hedef daha yüksek, ama zengin ülkeler bu konuda istekli değil: Bu bütçeyi kendilerinin karşılaması yerine, küresel çok taraflı bir kredi sistemi üzerinde durulmasını talep ediyorlar.

2. Enerji dönüşümü 🔋: COP28’de alınan fosil yakıtlardan uzaklaşma kararına rağmen, süregelen süreçte fosil yakıt kullanımı arttı. Müzakereciler COP29’da bu konuda net taahhütler verilmesini gerçekçi bulmuyor. Ancak yine de yeni kömür santrali izinlerine bazı kısıtlamalar gelmesi gündeme gelebilir.

3. Karbon piyasası düzenlemesi 📈: Okyanuslar ve ormanlar gibi doğal karbon yutaklarının korunması, devletlere ve şirketlere karbon kredileri kazandırabiliyor. Hükümetler bu kredilerin işlevsellik kazanması konusunda hevesli. Paris Anlaşması Kredilendirme Mekanizması (PACM) ile kaydedilen projelerde şeffaflık ve çevresel bütünlüğü garanti altına alacak kuralların belirlenmesi de bekleniyor.

4. Daha fazla şeffaflık 🔍: Ülkelerin İki Yıllık Şeffaflık Raporlarını (Biennial Transparency Reports – BTR) yıl sonuna kadar sunmaları gerekiyor ama bu raporların gelip gelmeyeceği biraz belirsiz görünüyor. Bu raporlar, gelişmekte olan ülkelerin dönüşüm için ihtiyaç duydukları finansmanı değerlendirmek açısından da önem taşıyor.

5. İklim değişikliklerine uyum 🌡️: İklim krizi kaynaklı iklim olaylarına adaptasyon için ülkeler bazında planlar oluşturulması gerekiyor. Bir önceki COP’ta bunun taahhütleri verilmişti. Ancak bu planların iklim hedefleri ve finansmanlarla nasıl ilişkilendirileceği konusunda belirsizlikler var. COP29’da bu konuda da netlik bekleniyor.

6. Kayıp ve zarar fonu 💲: İklim kaynaklı felaketler nedeniyle yoksul ülkelere yardım amacıyla COP27’de kurulan kayıp ve zarar fonu için şu ana kadar 660 milyon dolar taahhüt toplandı. COP29’da zengin ülkelerden daha fazla taahhüt talep edilmesi bekleniyor.


Startup’lar için yeni hedef: Tedarik zinciri dekarbonizasyonu

Sanayi üretimiyle ilgisi olan herkes, üretimin birçok açıdan bir tedarik zinciri meselesi olduğunu bilir. Sınırda karbon düzenleme mekanizması (SKDM) perspektifinden, çoğu imalat sektöründe gömülü emisyonları temsil eden kapsam 3 emisyonların, toplam emisyonlar içinde aslan payını aldığını görebiliyoruz. Bazı sektörler için yapılan bir değerlendirmeyi aşağıda görebilirsiniz.

Gömülü emisyonların yüksek olmasının temel nedeni, üretim firmalarının kullandıkları üretim girdilerinin ve yardımcı malzemelerin karmaşık ve uzun bir tedarik zincirinden geliyor olması yanında; firmaların bu girdilerin düşük emisyonlu alternatiflerini bulmakta zorlanıyor olmaları. Bulunabilen alternatiflerin ise çoğu zaman daha yüksek maliyetlere neden olması, bu temiz alternatiflerin yaygın kullanımını engelliyor.

Temiz alternatifler olmadan, firmaların kendi girdilerini temizlemesi gerçekçi bir beklenti değil

Firmalar üretim süreçlerinde kullandıkları hammaddeleri, parçaları ve komponentleri farklı üreticilerden tedarik etmek durumunda. Bir firmanın kendi üretiminde kullanılan hammaddeleri de, bileşenleri de, komponentleri de kendi başına üretmesini beklemek gerçekçi değil. (Ancak yine de bunu bir ölçüde başarabilen firmalar mevcut. Mühendishane’de yer verdiğim Tesla’nın dikey entegrasyon stratejisi, nadir ama başarılı bir örnektir.)

Firmaların bu girdileri kendi başlarına üretmelerini beklemek gerçekçi değil diyorsak, o zaman bu alternatif girdileri üreten firmalara ihtiyacımız var. Bu da çoğu zaman büyük şirketlerden ziyade, her biri küçük küçük problemlerin çözümüne odaklanmış çok sayıda startup ile mümkün olabilir diye düşünüyorum.

İklim kriziyle mücadelede aşılması gereken teknoloji darboğazını teknoloji girişimleriyle geçebileceğimize inanıyorum. Bu girişimlerin geliştireceği alternatif malzemeler, prosesler ve teknolojiler mevcut alternatiflere kıyasla cazip hale gelmedikçe, tedarik zincirlerinin karbonsuzlaşmasını beklemek çok gerçekçi değil. Can sıkıcı olduğunun farkındayım, ama kişisel kanaatimce maalesef gerçek bu: Ticari açıdan sürdürülebilir olmayan, çevresel açıdan sürdürülebilir hale gelemiyor. En azından başımıza büyük bir musibet gelmedikçe, teamül bu şekilde olacak diye düşünüyorum.


Temiz alternatif teknolojiler üzerine çalışan birkaç girişim

Bu girişimlerin bazılarını bültenlerin ilerleyen sayılarında ayrıntılı olarak ele alacağım. Ama burada kısaca yüksek emisyonlu proses ve malzemelerin alternatifleri üzerine çalışan birkaç girişimi kısaca size tanıtmak istiyorum.

1. Boston Metal

Boston Metal, geleneksel çelik üretim sürecine temiz bir alternatif sunmak için çalışan bir Amerika’lı bir girişim. Erimiş oksit elektrolizi (molten oxide electrolysis, MOE) adı verilen bir süreçle demir cevherinden direkt olarak saf demir elde edebiliyor. (Çelik değil, saf demir.) Sera gazı emisyonunun sıfır olduğu, hatta atmosfere oksijen salımı yapan bu proses, özellikle cevherden çelik üretiminde kullanılan geleneksel yüksek fırın sürecine bir alternatif olma potansiyeline sahip.

Web sayfası: Boston Metal

2. Climeworks

Climeworks, atmosferdeki karbondioksiti doğrudan yakalayarak iklim değişikliğiyle mücadele etmeyi amaçlayan yenilikçi bir girişim. Doğrudan Havadan Yakalama (Direct Air Capture – DAC) teknolojisini kullanarak, havadan çektiği karbondioksiti çeşitli endüstriyel süreçlerde veya uzun vadeli depolama için yeraltına enjekte ediyor. Climeworks’ün çözümleri, geleneksel emisyon azaltma yöntemlerinin ötesine geçerek, net sıfır emisyon hedeflerine ulaşmak isteyen şirketler ve ülkeler için karbon negatif bir strateji sunuyor.

Web sayfası: Climeworks

3. LanzaTech

LanzaTech, Belçika’daki çelik üreticisi Arcelor Mittal’in karbon yakalama ve kullanım tesislerinde etanol üretimi yaptığını duyurmuştu.

LanzaTech, endüstriyel atık gazlarını değerli ve faydalı ürünlere dönüştüren yenilikçi bir biyoteknoloji şirketi. Şirketin geliştirdiği gaz fermantasyon teknolojisi, çelik fabrikaları, rafineriler ve kimyasal tesislerden çıkan atık gazları, mikroorganizmalar aracılığıyla dönüştürerek karbon emisyonlarını azaltıyor. LanzaTech’in yaklaşımı, döngüsel ekonomi modelini destekleyerek, sanayi sektöründe ortaya çıkan atıkları değerli ürünlere dönüştürüyor.

Web sayfası: LanzaTech


Kapanış

Böylece + bir buçuk‘un ilk bülteninin sonuna geliyoruz. Öncelikle buraya kadar okuyan herkese teşekkür ediyorum. Bültenin sonraki sayılarında görmek istediğiniz içerikler yanında her türlü öneri, eleştiri ve yorumunuzu ister aşağıya, ister buradaki iletişim formu aracılığıyla direkt bana iletebilirsiniz.

Bültenleri e-posta üzerinden takip etmek için abone olabileceğinizi bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Önümüzdeki hafta görüşmek üzere!

Kaynaklar: İçerik hazırlığında kullanılan kaynakların listesini burada görebilirsiniz. İleride yayımlanacak birçok bültenin hazırlığı önden tamamlandığı için, kaynak listesi gözünüze biraz kabarık görünebilir.

Bir Yorum Yazın

Bültenlere Kaydolun!

Her hafta sanayi ve tedarik zincirinde karbon azaltımıyla ilgili özenle seçilmiş güncel bilgiler ve derinlemesine analizler e-posta kutunuza geliyor.
Güncel kalmak için şimdi kaydolun!

+ bir buçuk, ağır sanayi ve tedarik zincirlerinde iklim dostu bir geleceği şekillendirmek için bilimsel temellere dayalı bilgi ve stratejiler sunan haftalık bir bültendir.

Sürdürülebilir bir sanayiyi birlikte şekillendirelim. 

Her hafta sanayi ve tedarik zincirlerinde karbonsuzlaşma, temiz enerji ve iklim dostu çözümler üzerine özenle hazırlanmış analizler ve güvenilir bilgiler posta kutunuza geliyor. +bir buçuk bülteni, doğru bilgi ve bilimsel yaklaşımla sürdürülebilir dönüşüm yolculuğunuzda size rehberlik eder. Pratik çözümler, derinlemesine analizler ve gerçek başarı hikayeleriyle geleceğin sanayisini bugünden inşa edelim.

İçerik hazırlığında kullanılan kaynakları bu sayfada görebilirsiniz.

Arda Çetin Eğitim, Danışmanlık ve Mühendislik İşleri.

© 2025 | ardacetin.com

Sosyal Medya

Bültenleri LinkedIn üzerinden de takip edebilirsiniz. Bilgi için tıklayın.

Buraya kadar okuyanlar için özenle hazırlandı. ❤️

+ bir buçuk sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin