,
11–17 dakika

OKUMA SÜRESİ

Bülten #2 – Paris Anlaşması’ndan 2053’e Türkiye. Hidrojen teknolojisinde son gelişmeler.

COP29 sürecinin devam ettiği, havanın soğuk ama gündemin sıcak olduğu günlerden merhaba. COP29 hakkında şimdilik bir özet yapmayacağım çünkü önümüzdeki hafta tamamlanmasını takiben toplu bir değerlendirme yapmak daha doğru diye düşünüyorum.

Ama bu hafta COP29’da gerçekleşen önemli bir gelişmeyi buraya taşımak istedim: Türkiye, daha önce de duyurulduğu üzere 2053 Uzun Dönem İklim Stratejisini yayımladı. Aşağıda görüntüleyebilir ya da indirebilirsiniz (e-posta üzerinden okuyorsanız, en tepedeki blogda oku linkini tıklayabilirsiniz).

Doküman oldukça uzun ve detaylı, ama sanayi için öngörülen stratejiye dair önemli olduğunu düşündüğüm bir noktayı özellikle vurgulamak istiyorum:

2053 Türkiye İklim Stratejisine göre, SKDM sektörlerinin dönüşümü için gereken bütçeler:

⚙️ Çelik: 33,6 milyar dolar (2053 senesinde %99,7 azaltım için)
🏦 Çimento: 29,8 milyar dolar (2053 senesinde %92,8 azaltım için)
👷‍♂️ Alüminyum: 4,4 milyar dolar (2053 senesinde %75 azaltım için)
🌾 Gübre: 5,3 milyar dolar (2053 senesinde %100 azaltım için)

🚩 Çimento sektöründe öngörülen 29,8 milyar dolar bütçenin 27 milyar doları (∼%90) CCUS (karbon yakalama, kullanım ve depolama) yatırımı için gerekli görülüyor!!!

⚠️ Parantez içindeki değerler, güncel politika ve koşulların devamı (BaU) durumunda ulaşılması beklenen emisyon değerlerine kıyasla, 2053 stratejisinin yaratacağı iyileştirmelerin miktarını ifade ediyor. (Türkiye’nin referans senaryodan azaltma taahhüdü vermiş olması nedeniyle, bunun beklenen bir yaklaşım olduğunu söyleyebiliriz. Detaylarını birazdan paylaşacağım.)

CCUS teknolojilerine ne kadar güvenebiliriz?

CCUS, yani karbon yakalama, kullanım ve depolama teknolojileri, çelik sektörünün 2053 hedeflerinde de yer alıyor. Ancak bu teknolojiye dair ciddi soru işaretleri olduğunu bilmemiz gerek. İşte bu sorulardan bazıları:

1 – Güvenlik: Yakalanan CO2‘nin binlerce yıl boyunca yer altındaki sahalarda ve tuzlu akiferlerde depolanabiliyor olması gerekiyor. Jeolojik yapının kararlılığından emin miyiz? Şiddetli bir deprem durumunda ne olabileceğini kestirebiliyor muyuz?

2 – Maliyet: Çimento sektörü için strateji dokümanında verilen rakam, bu teknolojinin maliyeti konusunda bir öngörü veriyor. Bu tutarın gerçek anlamda yeşil teknolojilere harcanması daha olumlu sonuçlar yaratmaz mı?

3 – Yeşil yıkama (greenwashing): CCUS, fosil yakıt bazlı teknolojilerin kullanımını meşru kılan bir teknoloji. CCUS’u net sıfır stratejisinin merkezine almadan, gerçek anlamda sürdürülebilir bir dönüşüme odaklanmak daha doğru olmaz mı?

4 – Yakalanan karbona dair belirsizlikler: Bu teknoloji, yakalanan karbonun ekonomik değere dönüştürülebileceğini iddia ediyor. Ancak bu teknoloji ile yakalanacak karbonun ürünlere (inşaat malzemeleri, sentetik ürünler) dönüştürülmesinin de bir maliyet var. Bu maliyetleri de dikkate alıyor muyuz? Buna rağmen talebin ne düzeyde olacağını kestirebiliyor muyuz?

CCUS kısa – orta vadeli bir çözüm olarak düşünülebilir mi?

Argümanlardan bir tanesi, CCUS’un uzun vadeli bir çözüm değil, gerçek anlamda uzun vadeli çözümler geliştirilene kadar kısa – orta vadeli bir çözüm olarak ele alınmasının doğru olacağı yönünde. Açıkçası Türkiye’nin strateji dokümanında geçen ve sadece çimento için beyan edilen 27 milyar dolar yatırımı sadece kısa – orta vadeli, geçici bir çözüm için harcamak ne kadar doğru, emin değilim.

Dünya’da işler durumda olan birçok CCUS’un arkasında, fosil yakıt şirketlerinin olduğunu görüyor olmamız sürpriz değil. Önümüzdeki hafta bu kapsamda değerlendirebileceğimiz, Norveç’in Longship projesini bültenlere taşıyacağım. Kaçırmak istemiyorsanız, e-posta aboneliği yaptırabilirsiniz.

Önümüzdeki Pazar yayımlanacak 3. bültende, Norveç’in devasa ölçekteki karbon yakalama ve depolama projesi, Longship‘i masaya yatıracağız.

Instagram’da takip edin

Sosyal medya hesaplarımız daha yeni açılıyor. Takipçi sayısını arttırabilmek için desteğinize ihtiyacımız var. Instagram gönderilerini takip etmek için: @artibirbucuk.


Gündemden kısa kısa

☀️ Carbon Brief analizine göre 2024, bültenlere de adını veren + 1,5 derece hedefinin geçildiği ilk sene olacak: Carbon Brief / 7.11.2024 (İngilizce).

🙏 İklim Zirvesi’nin ev sahibi Aliyev: ‘Petrol ve gaz bize Allah’ın lütfu‘: BBC / 12.11.2024.

⛈️ İspanya’da sel: Fırtına uyarısı sonrası Malaga’da binlerce kişi tahliye edildi: Euronews / 13.11.2024.

💰 COP29’a katılan Taliban iklim finansmanından yararlanmak istiyor: İklim Haber / 14.11.2024.

👱‍♂️ Petrol endüstrisi, Trump’tan önemli iklim politikalarının iptalini istiyor: Inside Climate News / 13.11.2024 (İngilizce).


Haftanın konusu: Türkiye’nin Paris Anlaşması ile imtihanı

COP sürecinin belki de önemli çıktısı olan Paris Anlaşması, iklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor. 2015 yılında imzalanan, 2016 senesinde yürürlüğe giren ve okumakta olduğunuz bu projeye de adını veren; küresel sıcaklık artışının sanayi öncesi döneme kıyasla +1,5 derece ile sınırlandırılması hedefini koyan Paris Anlaşması, 7 Ekim 2021 tarihinde Cumhurbaşkanı kararı ile onaylanmasının ardından Türkiye’deki iç hukuk sürecini de tamamlandı.

Bu yazıda bu anlaşmayla birlikte verilen taahhütleri, hedeflerimizi ve sürecin şu ana kadar nasıl ilerlediğini değerlendirelim istiyorum.

Paris Anlaşması, iklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor.

Paris Anlaşması ve Türkiye’nin pozisyonu

Türkiye’nin Paris Anlaşmasını imzalamış ancak 6 yıl boyunca onaylamamış olması, OECD üyesi olması nedeniyle “Gelişmiş Ülke” olarak sınıflandırıldığı için, iklim finansmanına erişiminin kısıtlanacağı argümanına dayanıyor. Ancak 2021 senesinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapılan açıklamayla Türkiye, Paris Anlaşması’na taraf olacağını duyurdu ve Ekim 2021’de resmi olarak anlaşmayı onayladı. Yine 2021 senesinin Kasım ayında, Paris Anlaşması’nın uygulama esaslarının tanımlandığı Paris Anlaşması Çalışma Kitabı (Paris Agreement Rulebook), Glasgow’da düzenlenen 26. Taraflar Konferansı’nda (COP26) büyük ölçüde tamamlandı. Özellikle karbon piyasalarına dair düzenlemelerin netleştirilmesiyle birlikte, anlaşmanın tam anlamıyla uygulanabilirliği için önemli bir adım atılmış oldu.

Türkiye 2021 senesinde Paris Anlaşması’nı onaylamakla kalmadı ve üzerine bir de 2053 senesi için net sıfır hedef beyanı yaptı. Türkiye’nin Paris Anlaşması’na bağlılığını ve bu süreçteki kararlığını ortaya koymak adına, bu beyanı önemli bir aşama olarak görmek gerekiyor.

Paris Anlaşması’na göre taraflar emisyon azaltma taahhütlerini ne zaman ve nasıl vereceklerini kendileri belirliyor. Ülkelerin emisyon azaltma taahhütleri dört gruba ayrılıyor: (1) Mutlak azaltma (Absolute emission reduction), (2) Tavan emisyon yılı (Peak emission year), (3) Referans senaryodan azaltma (Reduction from a Business-as-Usual (BaU) scenario) ve (4) Emisyon yoğunluğu hedefi (Emission intensity target). Türkiye, referans senaryodan azaltma taahhüdünde bulunan ülkeler arasında yer alıyor. Bu yöntemde yapılan beyan, bir ülkenin mevcut politikalarına göre gerçekleşmesi beklenen emisyon seviyelerine kıyasla taahhüt ettiği azaltıma dayanıyor. Yani, “işlerin normal seyrinde” (BaU) ne kadar emisyon yapılacağı hesaplanıyor ve bu senaryoya göre bir azalma taahhüdü veriliyor. Referans senaryo genellikle ülkelerin ekonomik büyüme ve enerji talebi gibi faktörlerine dayanarak oluşturuluyor.

Bu anlaşma kapsamında ülkelerin iklim eylemlerini ana hatlarıyla belirlemeleri, bunu da bir Ulusal Katkı Beyanı (NDCs: Nationally Determined Contributions) olarak her beş yılda bir güncelleyecek şekilde BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekretaryasına iletmeleri bekleniyor. Türkiye’nin 2015 yılında %21 olarak açıkladığı Ulusal Katkı Beyanı (NDC), 2022 yılının Kasım ayında düzenlenen COP27 sırasında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum tarafından 2030 yılı için %41 olarak güncellendi. 2023 yılının Nisan ayında BM’ye tevdi edilen bu güncelleme, Türkiye’nin Paris Anlaşması’na bağlılığını gösteren önemli bir gelişmeydi. Bu beyan güncellemesi, 2030 yılında BaU senaryosuna kıyasla Türkiye’nin emisyonlarını 695 Mt CO2 eşdeğeri miktarında azaltacağı anlamına geliyordu.

Tüm ekonomiyi kapsayan bu beyana ve 2053 net sıfır hedefine göre Türkiye’nin en geç 2038 senesinde emisyonları tepe noktasına ulaştırma niyetinde olması gerekiyor.

Mevcut durum

Ulusal katkı ve hedef beyanından bu yana Türkiye’nin aldığı mesafeyi değerlendirmek kolay bir iş değil. Belki şuradan başlanabilir: Ülkelerin iklim eylemlerini ve Paris Anlaşması’na bağlılık performansını değerlendiren ve bağımsız bir bilimsel proje olan Climate Action Tracker, yani Türkçe adıyla İklim Eylem Takibi analizine göre Türkiye’nin iklim eylemleri kritik derecede yetersiz gösteriliyor. Herhangi bir çeviri hatası olmaması için, ekran görüntüsünü olduğu haliyle aşağıda sizlerle paylaşıyorum.

Kaynak: Climate Action Tracker Türkiye Mayıs 2013 güncellemesi.

12 Mayıs 2023 tarihli güncellemede İklim Eylemi Takibi sitesinin Türkiye için düştüğü not şu şekilde:

Türkiye’nin, 2023 Nisan ayında sunduğu güncellenmiş Ulusal Katkı Beyanı (NDC) kağıt üzerinde daha güçlü görünmesine rağmen, emisyon artışına yol açmaya devam eden bir beyan olması yanında, Paris Anlaşması’nın 1.5°C’lik sıcaklık hedefiyle uyumlu değildir . Türkiye’nin NDC güncellemesi, mevcut politikalarıyla zaten ulaşılabilir durumdadır; bu politikalar emisyon artışına yol açtığı için gerçekte bir emisyon azaltımı sağlamayacaktır.

Türkiye hükümeti 2053’e kadar net sıfır karbon emisyonu hedefi konusunda ciddiyse, hükümetin enerji sektörü için bir kömürden çıkış planı geliştirmesi gerekmektedir. Çalışmalar, bunun 2030 yılına kadar mümkün olduğunu göstermektedir. Türkiye’nin İklim Eylem Takibi derecelendirmesi, tüm alanlarda “Kritik derecede yetersiz” olarak kalmaya devam etmektedir.

Bu üst metinin devamında, Türkiye’nin oldukça ciddi bir yenilenebilir enerji potansiyeli olmasına rağmen, bu potansiyelin devreye alınması konusunda yavaş kalındığı belirtiliyor. Buna bağlı olarak kömürden çıkış planın yapılmasının gerekliliği ve daha güçlü bir Ulusal Katkı Beyanı yapılması gerektiği hatırlatılıyor. Türkiye’nin 2035 senesine kadar ortaya koymuş olduğu Ulusal Enerji Planı‘na yönelik eleştiriler de sunuluyor.

Ulusal Enerji Planı‘na dair öne çıkan ana başlıkları hatırlatmak gerekirse, bu plan doğrultusunda 2020 – 2035 yılları arasında:

  • Birincil enerji tüketiminin 205,3 Mtep’e yükselmesi,
  • Elektrik tüketiminin 510,4 TWh seviyesine ulaşması,
  • Elektrik enerjisinin nihai enerji tüketimi içerisindeki payının %24,9 seviyesine erişmesi,
  • Enerji yoğunluğunun %35,3 oranında azalması,
  • Elektrik kurulu gücünde; Toplamda 189,7 GW’a, Güneş enerjisinde 52,9 GW’a, Rüzgar enerjisinde 29,6 GW’a, Nükleer enerjide 7,2 GW’a yükselmesi,
  • Elektrik üretiminde kesintili yenilenebilir enerji kaynaklarının (rüzgar ve güneş) payının %34,2’ye, yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam payının ise %54,7’ye yükselmesi,
  • Elektrik kurulu gücünde ise kesintili yenilenebilir enerji kaynaklarının (rüzgar ve güneş) payının %43,5’e, yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam payının ise %64,7’ye yükselmesi,
  • Şebeke esneklik ihtiyacının karşılanabilmesi için de batarya kapasitesinin 7,5 GW’a (2 saat dolum süresi), elektrolizör kapasitesinin 5 GW’a, talep tarafı katılımının da 1,7 GW’a ulaşması,

planlanıyor. Bu plana dair eleştirilen ana konu ise 2030 yılına kadar 1,7 GW yerli kömür santralinin, 2,4 GW kurulu güce sahip doğal gaz santralinin sisteme dahil olacağının öngörülüyor olması.

Bu değerlendirmeler neticesinde İklim Eylemi Takibi tarafından yapılan şu yorum ise not etmeye değer:

İklim Eylem Takibi, Türkiye’nin iklim hedefleri ve politikalarını “Kritik derecede yetersiz” olarak değerlendiriyor. Bu değerlendirme, Türkiye’nin iklim politikalarının ve taahhütlerinin, Paris Anlaşması’nın 1,5°C sıcaklık artışı sınırıyla hiç uyuşmadığını ve neredeyse hiçbir eylemin olmadığını gösteriyor. Eğer tüm ülkeler Türkiye’nin yaklaşımını izlerse, küresel ısınma 4°C’yi aşacaktır.

İklim Eylemi Takibi’nin Türkiye güncellemelerini bu bağlantı üzerinden takip edebilirsiniz.

📢 Not: Bu bültenin girişinde yer verdiğim Türkiye’nin 2053 iklim stratejisinde de kömürden çıkış planına dair net bir takvim veya taahhüt bulunmuyor.


Hidrojeni beklerken…

Godot’u bekledik, gelmedi. Şimdi aynı umutla hidrojeni bekliyoruz. (Görsel Dall-E ile yaratıldı.)

Enerji dönüşümünün heyecanla beklenen en gizemli aktörü hidrojen dersek abartı olmaz herhalde. Uzun yıllardır geldi gelecek, oldu olacak derken, bir yanda ufak tefek kıpırdanmalar olsa da, hidrojen teknolojisi henüz görmeyi beklediğimiz ölçekte kendini ortaya koyamadı.

Kimilerine göre geleceğin enerji kaynağı, kimilerine göre eli kulağında, kimilerine göre ise boş bir hayali kovalıyoruz.

Bu bültende hidrojen teknolojisinin güncel durumuna ve bu konuda çalışan girişimlere birlikte yakından bakalım istiyorum.

Hidrojen teknolojisi ne durumda?

Hidrojene dair umutların yüksek olmasının belli nedenleri var. Evrende en çok bulunan elementten bahsediyoruz. Ancak, evrende en çok bulunan element olmasına rağmen, saf olarak bulunması pek sık gördüğümüz bir durum değil: Genellikle diğer elementlere bağlı halde bulunuyor. Dolayısıyla, tedarik zincirinde asıl problemin, hidrojenin ekonomik olarak uygun ve düşük karbon salınımına sahip üretim yöntemleriyle elde edilmesi olduğunu söyleyebiliriz.

Hidrojenin gravimetrik (özgül) enerji yoğunluğu oldukça yüksek (120 MJ/kg). Ayrıca fosil yakıtlar dışında suyun elektrolizi ile de üretilebiliyor. Bunları okuduğunuzda, o zaman problem nerede sorusu, muhtemelen sizin de aklınızdan geçiyordur.

Hidrojenin potansiyeli gerçekten de oldukça yüksek. Bu olumlu tarafları peş peşe sıraladığımızda, hidrojene yüklenen büyük umutları anlayabiliyoruz. Problem, hidrojenin üretiminde de, depolanmasında da çözülmeyi bekleyen problemlerin bir türlü tam anlamıyla, yani ticari bir ürün olarak yaygınlaşmasını engellemeyecek düzeyde çözülememiş olması.

Hidrojen hafif bir gaz olduğu için, hacimsel enerji yoğunluğu nispeten düşük bir değerde: Örneğin 700 bar altında sıkıştırılmış 1 litre hidrojenin enerji yoğunluğu 8 MJ/lt. (Basınç birimlerine aşina olmayanlar için, 700 barın oldukça yüksek bir değer olduğunu vurgulamakta fayda olabilir.) 1 litre benzin için bu değer 32 MJ/lt. Yani dört kat daha yüksek.

O nedenle hidrojenin depolanması oldukça önemli bir konu. Hidrojenin bu yüksek basınç altında tanklara sıkıştırılarak depolanması için ciddi enerji gerekiyor. Yani hidrojenin sadece elektroliz ile üretimi değil, depolanması da enerji gerektiriyor. Hidrojeni sıvı formda depolamak istediğimizde ise aşırı derecede düşük sıcaklıklara (yaklaşık -253°C) ihtiyaç duyuyoruz. Yani kolay ve ucuz işlerden bahsetmiyoruz.

Hidrojen, doğal gaz gibi fosil yakıtların buhar reformasyonu (steam methane reforming, SMR) yöntemiyle üretilebiliyor. Bu şekilde üretilen hidrojene, gri hidrojen adını veriyoruz. Bu üretim sürecinde büyük miktarda karbon dioksit (CO₂) emisyonu açığa çıkıyor.

Yenilenebilir kaynaklardan elde edilen elektriğin kullanıldığı elektrolizörlerde üretilen hidrojene ise, yeşil hidrojen adını veriyoruz. Elektroliz için kullanılan elektriğin fosil yakıtlardan gelmesi durumunda, üretilen hidrojenin sürdürülebilirliği soru işaretine dönüşüyor. Yenilenebilir kaynakları kullanmak ise, buraya yazıldığı kadar kolay işler değiller.

Yeşil hidrojenin üretim ve dağıtımı. Görsel: BMarko Structures. Aslından Türkçeleştirilmiştir.

Gelin bu konularda çalışan birkaç girişime bakalım. Böylece hem çözülmesi gereken problemleri, hem de ne gibi çözümler geliştirildiğini birlikte değerlendirmiş oluruz.

1 – Hysata (Hidrojen üretimi)

Elektroliz sırasında su molekülü (H₂O) atomlarına ayrıştırıldığı için, oluşan oksijen (O₂) ve hidrojen (H₂) gaz formunda ortaya çıkıyor ve kabarcıklar oluşuyor. Bu kabarcıklar elektrotların yüzeyini kaplayarak elektrot ile su moleküllerinin temasını azaltıyor. Bu da prosesin verimine olumsuz etki ediyor.

Elektroliz sırasında oluşan gaz kabarcıkları elektrotların yüzeyini kaplayarak proses verimini düşürüyor. (Görsel: © Hysata)
Hysata elektroliti dipteki bir rezervuarda tutup, gözenekli separatör içine emdirerek, gaz kabarcıklarının elektrotların yüzeyini kaplamasını engelliyor. Böylece ortalama bir elektrolizöre kıyasla ısı halinde kaybolan elektriğin miktarı %25 azaltılıyor. (Görsel: © Hysata)

Avusturalya menşeili girişimin potansiyeline yönelik beklenti büyük: 2024 ilkbaharında aldığı 111 milyon Amerikan tutarındaki Seri B yatırımı ile, yeşil teknoloji alanında çalışan girişimler içinde Avusturalya tarihinin en yüksek yatırımını aldı. Ayrıntılı bilgi için web sitesini inceleyebilirsiniz.

Web sitesi: Hysata.com

2 – Thiozen (Hidrojen üretimi)

Thiozen’in hidrojen üretimine yaklaşımı biraz daha farklı: Asitli gaz (sour gas) içindeki hidrojenin ayrıştırılarak kazanılmasına bağlı bir teknoloji üzerinde çalışıyorlar.

Asitli gaz, hidrojen sülfür (H2S) içeren doğal gaz ve diğer gaz türlerine verilen bir isim. Doğal gazın asitli (sour) olarak nitelendirilebilmesi için standart koşullar altında hacimsel olarak yaklaşık 4 ppm H2S içermesi gerekiyor. Burada bu ayrımı özellikle yapmak istiyorum; çünkü asitli gaz zaman zaman kükürtlü doğal gaz olarak da adlandırıldığı için, sadece bir doğal gaz çeşidiymiş gibi algılanmasının önüne geçmek istiyorum. H2S içeren atık gazların da “asitli” olarak adlandırılması, Thiozen’in üzerinde çalıştığı prosesi doğru anlamak açısından önemli.

Çünkü bu prosesi sadece kükürtlü doğal gaza uygulanabilir olarak ele alırsak, Thiozen’in prosesi ister istemez doğal gazdan hidrojen üretmenin bir başka yolu gibi algılanabilir. Ama asitli gaz dediğimiz H2S içeren gazlar, sanayide başka proseslerde de atık olarak karşımıza çıkabiliyor: Doğal gaz işleme sürecine ek olarak jeolojik hidrojen üretimi, petrol rafinasyonu, jeolojik hidrojen sülfür ve biyo-rafinasyon gibi süreçlerde çıkan ve normalde atık olan H2S’den de hidrojen üretimi yapılması sağlanabiliyor.

Web sitesi: Thiozen.com

3 – GKN Hydrogen (Depolama)

GKN Hydrogen, hidrojeni gaz tanklarının içinde değil de, metallerin içinde depolamanın ticari ölçeklemesi üzerinde çalışan bir girişim. Bu proseste, hidrojen atomları metal kristal yapısı içindeki arayer boşluklara difüzyon ile emdiriliyor. GKN Hydrogen web sitesinde hangi metallerin kullanıldığına dair net bir bilgi yok ama genel olarak bu amaçla paladyum (Pd), lantan-nikel (LaNi₅), magnezyum (Mg) ve titanyum (Ti) gibi metallerin kullanılabildiğini akademik literatürden biliyoruz.

Bu prosesin en büyük avantajı, çok yüksek yoğunluklu hidrojen depolama imkanı sunuyor olması. Örneğin 700 bar altında sıvılaştırılmadan sıkıştırılmış hidrojen tanklarında 5-6 kg/m³ yoğunlukta hidrojen depolanabiliyor. Ama örneğin, magnezyum hidrür (MgH₂) gibi bazı metal hidrürler, hacim başına 100 kg/m³ veya daha fazla hidrojen depolayabiliyor. Bu, basınçlı tanklara göre yaklaşık 15-20 kat daha yoğun bir depolama kapasitesi anlamına geliyor.

Bu prosesin yaygın kullanımını engelleyen zorluklar arasında, emilen hidrojenin geri salımının zor ve yavaş olması ve ısıya gereksinimin olması geliyor. Metal yapıların nispeten ağır olması, binek araçlarda yaygın kullanımını engelleyen bir diğer faktör olabilir. Ancak bu kaygıların önüne geçmek için, GKN Hydrogen’in İtalya’da bir iletişim kulesinde acil durumlar için bir katı pil yerleştirdiğini ve hala deneme sürecinde olduğunu da belirtelim. Bunun devrimsel bir yenilik olduğunu söylemek doğru olmaz, ama yine de güzel bir test denemesi diye bakabiliriz.

GKN Hydrogen’in İtalya’daki acil durum katı pil denemesi.

Web sitesi: GKNHydrogen.com

4 – SolHyd (Hidrojen üretimi)

Yeşil hidrojen üretimi, yenilenebilir enerji kaynaklarına ve suyun elektrolizine dayanıyor demiştik. Peki ya su olmayan ortamlarda ne yapılabilir? SolHyd’in üzerinde çalıştığı problem tam olarak bu: Güneş panelleri kullanarak, havadaki nemi ayrıştırıp direkt hidrojen üretebilen bir sistem üzerinde çalışıyorlar. Yani bir anlamda, susuz ortamda bile hidrojen üretebilen güneş panelleri geliştiriyorlar.

Güneş panelinin altındaki hidrojen üretimi için elektroliz ünitesi. Görsel: © SolHyd.

Firmanın açıkladığı bilgilere göre Kuzey Avrupa gibi nemli hava koşullarında bir modül yılda 6 kg hidrojen üretebiliyor. Benzer nem koşulunda ve daha güneşli bölgelerde bu değerin yılda 12 kg düzeyine kadar çıkabileceğini belirtiyorlar. Bu da, 1000 m2 alana sahip bir çatıdan yılda 2 – 4 ton arasında; 20 panelli daha küçük çatılardan ise yılda 120 – 240 kg arasında hidrojen üretilebileceği anlamına geliyor.

Web sitesi: SolHyd.eu

5 – H2Mare (Hidrojen üretimi)

H2Mare projesine, SolHyd’nin güneş panelleri ile yaptığı hidrojen üretiminin rüzgar türbini alternatifi olarak bakabiliriz. Danimarka’da kurulu projede, rüzgar türbini iki elektrolizöre bağlanarak, rüzgar enerjisinin şebekeden yardım almadan hidrojen üretimi için yeterli olup olmadığı test ediliyor.

Başarılı olması durumunda, bu sistem açık denizlerde hidrojen üretimi için de bir model niteliği taşıyor olacak. Gerçek anlamda yeşil hidrojen üretimi için güzel bir adım; ancak rüzgarın düzensizliği bu projenin başarısı konusunda şüphe yaratan bir etken.

Bilgi için: Bundesministerium für Bildung und Forschung


Haftaya görüşmek üzere!

+ bir buçuk‘un ikinci Pazar bülteni de burada sonlanıyor. İlginize ve merak edip buraya kadar okuyanlara özellikle teşekkür etmek istiyorum.

Önümüzdeki hafta COP29’un genel bir değerlendirmesiyle birlikte, haftanın ana konusu olarak Norveç’in büyük karbon yakalama ve depolama (CCS) projesi olan Longship’i masaya yatıracağız. Haberdar olmak için abonelik yaptırmayı unutmayın!

Haftaya görüşmek üzere. İyi pazarlar!

Kaynaklar: İçerik hazırlığında kullanılan kaynakların listesini burada görebilirsiniz. (İleride yayımlanacak birçok bültenin hazırlığı önden tamamlandığı için, kaynak listesi gözünüze biraz kabarık görünebilir.)

Bir Yorum Yazın

Bültenlere Kaydolun!

Her hafta sanayi ve tedarik zincirinde karbon azaltımıyla ilgili özenle seçilmiş güncel bilgiler ve derinlemesine analizler e-posta kutunuza geliyor.
Güncel kalmak için şimdi kaydolun!

+ bir buçuk, ağır sanayi ve tedarik zincirlerinde iklim dostu bir geleceği şekillendirmek için bilimsel temellere dayalı bilgi ve stratejiler sunan haftalık bir bültendir.

Sürdürülebilir bir sanayiyi birlikte şekillendirelim. 

Her hafta sanayi ve tedarik zincirlerinde karbonsuzlaşma, temiz enerji ve iklim dostu çözümler üzerine özenle hazırlanmış analizler ve güvenilir bilgiler posta kutunuza geliyor. +bir buçuk bülteni, doğru bilgi ve bilimsel yaklaşımla sürdürülebilir dönüşüm yolculuğunuzda size rehberlik eder. Pratik çözümler, derinlemesine analizler ve gerçek başarı hikayeleriyle geleceğin sanayisini bugünden inşa edelim.

İçerik hazırlığında kullanılan kaynakları bu sayfada görebilirsiniz.

Arda Çetin Eğitim, Danışmanlık ve Mühendislik İşleri.

© 2025 | ardacetin.com

Sosyal Medya

Bültenleri LinkedIn üzerinden de takip edebilirsiniz. Bilgi için tıklayın.

Buraya kadar okuyanlar için özenle hazırlandı. ❤️

+ bir buçuk sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin