Merhaba! Bu hafta yine dolu dolu bir Pazar bülteni ile sizlerleyiz.
Umarım bugüne kadar yayımlanan bültenler, iklim krizinin ne kadar karmaşık bir problem olduğuna; ve bugüne kadar tecrübe etmediğimiz büyüklükte bir planlama ve koordinasyona ihtiyaç duyulduğuna yönelik bir farkındalık yaratma konusunda başarılı oluyordur. Bu hafta yine bu karmaşıklığın farklı yönlerini masa yatırdığımız başlıklarla sizlerleyiz.
Lafı fazla uzatmadan, gündem maddeleriyle Pazar bültenimize başlayalım.
Bültenlerimize abone olun!
Her hafta, sanayi ve tedarik zincirinde karbon azaltımıyla ilgili en güncel bilgileri ve ilham verici içerikleri e-posta kutunuza taşıyoruz.
Katılın, hiçbir şeyi kaçırmayın!
Gündemde neler var?
🤔 Ulusal ETS, SKDM ve İklim Kanunu’nda belirsizlikler artıyor mu?
Bugünlerde gündeme gelen bazı haberler, SKDM ve ETS’ye dair hem AB’de, hem de Türkiye’de belirsizliklerin devam ettiği izlenimini uyandırıyor.
Carbon Pulse haberine göre, Avrupa Komisyonu önümüzdeki sene küçük işletmelerin SKDM‘den muaf tutulmasına yönelik bir teklif hazırlığı içerisinde. Önümüzdeki haftalarda bu konuya dair daha çok bilgiye ulaşabiliriz. Carbon Pulse / 5.12.2024
Avrupa Komisyonu, Türkiye Ulusal ETS‘nin mevzuat boşluklarının incelenmesine yönelik teknik destek için ihaleye çıktı. 17 Ocak 2025 senesinde başvuru süresi dolan ve 30 aylık süresi olan bu çalışma, Ulusal ETS’nin devreye girmesi gecikecek şeklinde yorumlanabilir mi? EU Funding and Tenders Portal / 09.12.2024
Diğer yandan, 2024 senesi içinde meclise sunulması beklenen İklim Kanunu‘na dair süregelen sessizlik de devam ediyor. Bu gelişmelerin sene sonunda üst üste gelmesi, SKDM ve çevresinde şekillenen mevzuata dair sis perdesinin bir süre daha kalkmayacağı izlenimini yaratıyor.
💥 İki yıldır devam eden plastik kirliliği müzakereleri çöktü

170’in üzerinde ülkenin katılımıyla Güney Kore’de son tur görüşmeleri gerçekleştirilen müzakerelerde, “plastik üretiminin azaltılması yönünde bir taahhütte bulunulmalı mı, yoksa sadece geri dönüşüm çabalarını artırarak plastik atığını azaltmaya mı çalışılmalı?” maddesine dair bir uzlaşma sağlanamaması nedeniyle müzakereler sonuçsuz kaldı. Petrol devi ülkeler plastik atık probleminin plastik üretimini durdurarak çözülemeyeceğini dile getirirken, Hindistan, plastik üretiminin azaltılmasına yönelik herhangi bir taahhüdün, kalkınma hakkını etkileyebileceği argümanını dile getirdi. BBC (İngilizce) / 01.12.2024
Yeşil diye bildiklerimizi kazıyınca, altından hangi renk çıkıyor dersiniz?

Bu hafta yeşil dönüşümün sık konuşulmayan, medyada da pek yer verilmeyen, halının altına süpürmeye meyilli olduğumuz bazı detaylarına bir değinelim istiyorum.
Bunların her biri, bir bültenin ana konusu olabilecek nitelikte konular: Bazılarını daha önce yayımlanan bültenlerde gördünüz; diğerleri ise ilerleyen haftalarda detaylı bir şekilde masaya yatırılacak.
Ama bu sefer konuları ayrıntılarıyla ele almak yerine, başlıkları sıralayıp, şöyle tepeden bir fotoğraf çekerek büyük resme bir bakalım istiyorum: Yeşil diye bildiklerimizi kazıdığımızda acaba altından hangi renk çıkıyor?
Kısa kısa başlıklar:
♻️🔋 Elektrifikasyonun pil sorunu
Yenilenebilir enerjinin ve elektrifikasyonun kalbinde yer alan lityum, kobalt ve nikel gibi elementlerin madenciliğinde meydana gelen çevresel yıkım ve su kaynaklarının tükenmesi gibi önemli konuları dikkate almadan, bu teknolojilerin ne kadar yeşil olduğunu değerlendirebilmemiz ne kadar mümkün? 2021 yılında yapılan bir çalışmanın sonuçlarına göre, tuzlu sudan lityum çıkarma ve üretimi ton başına yaklaşık 11 ton karbondioksit salımına; spodümen cevherinden lityum madenciliğiyle elde edilen üretim ise ton başına yaklaşık 37 ton CO2 salımına neden olabiliyor. (Kaynak: J.C. Kelly et al. Resources, Conservation and Recycling (2021). Detaylar için kaynaklar sayfasına bakabilirsiniz.)
Bir pilin içindeki lityum miktarı size masum ve zararsız görünebilir (detayı aşağıda veriliyor). Ancak lityum üretiminde, ilk bakışta göze çarpmayan birçok emisyon kaynağı mevcut: Örneğin dünyada madencilik ile elde edilen lityumun yarısından fazlası Avusturalya’dan geliyor. Çıkarılan cevherlerin tamamı Avusturalya’da işlenemediği için, büyük bir kısmı gemilerle Çin’e taşınıp, işlendikten sonra dünyaya yayılıyor. Taşımacılık kaynaklı bu emisyonlara ek olarak, lityum işlenirken, genellikle kömürle çalışan ve yüksek enerji tüketen dönüşüm tesislerinde 1000 dereceye kadar ısıtılarak çeşitli kimyasal işlemlerden geçmesi gerekiyor. Bunlar da, elektrifikasyona dair konuşmadığımız emisyon kaynaklarının diğer bir kısmı.

☀️♻️ Güneş paneli atığı problemi
Kullanım ömrünü tamamlayan panellerin geri dönüşüm maliyeti, sıfır panellerden daha pahalı. Bunu tersine dönüştüremediğimiz taktirde, Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı’nın (IRENA) değerlendirmesine göre, 2030 senesi civarında dünyanın ciddi bir güneş paneli atığı problemi olacak. 2050 senesinde güneş paneli atığının 78 milyon ton düzeyine ulaşacağı öngörülüyor. Bazı en kötü senaryo analizlerine göre bu miktar 160 milyon tona kadar çıkabilir. (Detayı aşağıdaki görselde veriliyor.)
Bu atıkların, yersiz bir endişe kaynağı olduğunu iddia eden görüşler de mevcut. Örneğin aşağıda gösterilen ve Nature Physics’de yayımlanan verilerde, PV modül atık miktarının, farklı atık öngörüleriyle kıyaslamasını görüyoruz. Atık miktarı öngörülerine böyle bir kıyaslama üzerinden baktığımzda, en kötü senaryoda bile, en büyük atık problemimizin güneş panelleri olmayacağı sonucu çıkıyor görünüyor.
Ancak bunun ne kadar meşru bir bakış açısı olduğunu sorgulamakta fayda var diye düşünüyorum. 70 milyar tonluk kentsel atık var diye – ki, bunların geri dönüşümüne ya da bertarafına dair büyük belirsizlikler var diyemeyiz; 54 – 160 milyon tonluk atıklar için endişe edilmesine gerek olmadığı argümanı, bana kalırsa sağlam bir perspektif üzerine oturmuyor. Sonuçta atık problemine, her sene milyonlarca ton eklediğimiz yeni bir mücadele alanı açıyoruz.

🏭 Yeşil teknolojilerin karbon ayak izi
Elektrikli araçlarda kullanılan 50 – 100 kWh kapasitesindeki bir pilin üretilmesi için, ciddi miktarda mineralin çıkarılması, taşınması ve işlenmesi gerekiyor. Bu süreçlerde yapılan emisyon, elektrikli araçların ne kadar çevre dostu olduğu anlatılırken, pek dile getirilmiyor. Örneğin Tesla Model 3 gibi bir araçta kullanılan 80 kWh kapasitesine sahip bir lityum pilin üretiminde salınan CO2’nin 2,4 ila 16 ton aralığında bir yerde olabileceği belirtiliyor (Kaynak: MIT Climate Portal). İçten yanmalı bir aracın 16 ton CO2 emisyonu yapabilmesi için yaklaşık 150.000 km mesafe gitmesi gerekiyor. (108 g CO2/km ortalama üzerinden hesaplandı. Kaynak: AB Çevre Ajansı. Detayı aşağıdaki görselde verilmiştir.)
Bu veri, üzerinde durup düşünmeye değer.

⚗️ Yeşil hidrojen ve gerçekler
Yeşil dönüşümde bir kurtarıcı gibi beklenen hidrojenin günümüzdeki üretimi hala %99 oranında fosil yakıtlara dayanıyor. Ucuzlaması için ölçek ekonomisine ihtiyaç var: Yani ucuzlayabilmesi için yoğun bir talep olması lazım. Ama talep olması için de ucuzlaması gerekiyor. Tavuk mu yumurtadan çıkıyordu, yumurta mı tavuktan?

🚚Yeşile boyanmış tedarik zincirleri
Şirketler kendi operasyonlarını karbonsuzlaştırırken, tüm tedarik zincirlerinin de karbonsuz olması gerektiği gerçeğine gözlerini kapatabiliyorlar. Kapsam 3 adı verilen tedarik zinciri kaynaklı emisyonlar, birçok sektörde firmaların kendi operasyonlarından kaynaklanan değerlerin çok daha üzerinde emisyon barındırıyor. Bazı sektörler için yapılan bir değerlendirmeyi aşağıda görebilirsiniz.

⚖️ Yeşil dönüşümün toplumsal maliyeti
3. bültende Almanya’nın Ruhr bölgesindeki adil geçiş sürecini incelemiştik hatırlarsanız. Bu oldukça istisnai bir başarı hikayesi; çünkü kömür madenleri ya da diğer yüksek emisyonlu sektörlerde çalışan milyonlarca insanın işsiz kalma riski ve bu dönüşümün toplumsal maliyeti, ne yazık ki yeşil dönüşüm planlarında pek öne çıkarılmıyor.
Bültenlerimize abone olun!
Her hafta, sanayi ve tedarik zincirinde karbon azaltımıyla ilgili en güncel bilgileri ve ilham verici içerikleri e-posta kutunuza taşıyoruz.
Katılın, hiçbir şeyi kaçırmayın!
Haftanın ana konusu: Enerji yoğunluğu
Bu hafta iklim kriziyle mücadele kapsamında doğru anlamamız gereken önemli bir kavramı masaya yatıracağız: Enerji yoğunluğu. Enerji yoğunluğunu açıklamadan önce, ilk olarak enerji verimliliği üzerine birkaç sözle giriş yapmak iyi olabilir.
Yeşil dönüşüm ve sürdürülebilir enerji politikaları bağlamında enerji verimliliği ilk yakıt (first fuel) olarak tanımlanıyor. Yani enerjiyi üretmeden önce, var olandan tasarruf edebilir miyiz sorusu ile başlamak gerekiyor. Sonuçta var olanı korumak ve kullanmak varken, neden yenisini üretmeye odaklanalım?
Var olanı verimli kullanmaya odaklanmak, yeni teknolojileri beklemekten ya da farklı bir teknolojiye geçiş için finansman yaratmaktan daha kolay ve etkili bir yöntem. Verimlilik, 2050 (Türkiye için 2053) net sıfır hedefinin tutturulması açısından da kritik bir rol oynuyor: Çünkü diğer önlem ve dönüşüm yollarının aksine kullanıcıya maliyet çıkaran değil, aksine daha düşük bedellere katlanmasının yolunu açan bir fırsat niteliği taşıyor. O nedenle verimlilik, en hızlı yol alınması beklenen mücadele yöntemi olarak öne çıkıyor.
Enerji verimliliğini, sadece “televizyonu kumandasından değil düğmesinden kapatmak” gibi bireysel davranışlarla sınırlı bir konu olarak göremeyiz. Verimliliği bu tür küçük eylemlerle ölçemeyiz; daha kapsamlı bir yaklaşımla bakmalıyız. Ekonominin bütününe odaklanmalı ve büyük resmi anlamaya çalışmalıyız.
Bu bağlamda, bir ekonomide belirli bir miktar gayrisafi yurt içi hasıla (GSYİH) üretmek için harcanan enerji miktarını incelemek etkili bir oran olarak öne çıkıyor. Enerji yoğunluğu (energy intensity) olarak adlandırılan bu oran, verimlilik seviyelerini değerlendirmek için önemli bir gösterge sunuyor. Peki, bu oran bize ne anlatır ve verimliliği nasıl ölçebiliriz? Gelin, birlikte inceleyelim.
Enerji yoğunluğu üzerinden verimliliğin değerlendirilmesi
Bir ekonominin verimliliğini değerlendirmek için kullandığımız bu oranın yüksek olması istenmeyen bir şey: Çünkü yüksek bir enerji yoğunluğu, birim ekonomik çıktı üretmek için yüksek miktarda enerji tüketildiği anlamına geliyor. Enerjiyi daha verimli kullandığımızda, birim ekonomik çıktı için tüketilen enerji düşüyor. Daha düşük bir enerji yoğunluğuna ulaşmış oluyoruz.

Enerji yoğunluğu tek başına dikkate alındığında iki ekonomiyi birbiriyle kıyaslamak için çok doğru bir ölçüt değil. Çünkü ülkenin bulunduğu coğrafya, iklim koşulları yanında ekonominin hizmet odaklı mı, yoksa sanayi odaklı mı olduğu gibi birçok kriter, doğal olarak enerji yoğunluğunu etkiliyor. Ülkeleri kıyaslamak için olmasa da, küresel ekonominin enerji verimliliğini değerlendirmek istediğimizde, bu ölçüt bizim için değerli. Çünkü iklim krizi perspektifinden bir ya da birkaç ülkenin performansından ziyade, küresel ölçekte enerjiyi verimli kullanıp kullanamadığımız bizim için daha çok anlam ifade ediyor.
Aşağıdaki grafik üzerinde yıllar bazında enerji yoğunluğu iyileştirmeleri gösteriliyor. Örneğin (ortada koyu mavi ile gösterilen) 2023 senesindeki iyileştirmenin (%1,3), 2022 senesindeki iyileştirmeden (%2) daha düşük kaldığını görüyoruz. Bu düşüş, 2023 senesinde birim miktarda GSYİH üretmek için ihtiyaç duyulan enerji talebinde bir artış olduğunu ve küresel verimlilik artışının bir önceki senenin altında kaldığını gösteriyor.

Enerji verimliliğinde nasıl bir iyileştirme gerektiğini değerlendirmek için bazı senaryolardan faydalanıyoruz. Yukarıdaki grafikte 2022 – 2030 dönemindeki enerji yoğunluğu değişimine dair üç farklı senaryo görüyoruz (sağdaki açık mavi sütunlar). İlk sırada gösterilen Mevcut Politikalar Senaryosu (STEPS – Stated Policies Scenario), sektörler bazında geliştirilen mevcut politikalara ek politikalar eklenmemesi durumunda 2030 senesine kadar nasıl bir verim artışı beklenebileceğini gösteriyor. İkinci sıradaki Duyurulan Taahhütler Senaryosu (APS – Announced Policies Scenario), ülkelerin duyurdukları taahhütlere uygun politikalar geliştirdiğinde beklenen verim artışını; son sıradaki 2050 Yılına Kadar Net Sıfır Senaryosu (NZE – Net Zero Emissions by 2050 Scenario) ise 2050 senesine kadar net sıfır hedefinin tutturulduğu en iddialı senaryonun gerçekleşmesi durumunda, 2030 senesinde ulaşmamız beklenen verim artışını gösteriyor.
Bu verimlilik artışını nasıl elde edebiliriz?
Bu sorunun cevabını daha anlaşılır kılmak için, enerji verimliliği ve GSYİH ilişkisine tersten yaklaşmak güzel bir perspektif sunuyor: Yani, enerji yoğunluğu hesabını tersine çevirerek, birim enerji tüketimi, ne kadar GSYİH üretiyor diye de sorabiliriz soruyu.
Aşağıdaki grafik, her ne kadar çok güncel olmasa da (2005 senesine ait), enerji verimliliği – kişi başına GSYİH (GDP per capita) ilişkisi tersten kurulduğunda ortaya çıkan tabloyu görselleştiriyor. Türkiye’nin hem üretkenlik, hem de enerji verimliliği skalasında geride kaldığını görmek üzücü. Ama IEA verilerine göre 2000 – 2022 yılları arasında Türkiye’nin enerji yoğunluğunun %30 düşüş gösterdiğini, yani verimliliğin arttığını da bu bilgiye eklemekte fayda var.

2005 senesindeki durumu gösteren bu grafikte Türkiye’nin kişi başına GSYİH’nin de nispeten düşük kaldığını görüyoruz. TÜİK’e göre bu değer 2023 senesinde de 13.100 USD mertebesindeydi. Yüksek teknolojiye dayalı ve yüksek katma değer sunan bir üretim yapısı inşa edilmeden bu değerde mucizevi artışlar beklememek lazım. Dolayısıyla enerji yoğunluğunu düşürmenin ilk adımı, katma değeri yüksek, teknolojiye dayalı bir üretim yapısının inşasından geçiyor.
Mevcut olanı iyileştirmek için ise hem sanayi, hem binalar, hem de ulaşım alanlarında atılımlar gerekiyor: Yüksek enerji verimliliğine dayalı teknoloji yatırımları, binalarda enerji yalıtımları ya da toplu taşımanın teşvik edilmesi ve elektrikli araçların yaygınlaşması gibi konular bu açıdan önemli.
Ancak bu gelişmelerin birbirinden kopuk, izole gelişmeler olarak gerçekleşmesini beklemek gerçekçi değil. Hükümetlerin ulaşım, altyapı ve sanayi gibi alanlardaki hedeflerinin ve planlarının mutlaka ülkelerin net sıfır hedefleri ile hizalanması ve birbirleriyle çelişmeden, tutarlı bir şekilde ilerlediklerinin izlenmesi ve garanti altına alınması gerekiyor.
Yazması kolay, ama başarması bir o kadar zor bir iş.
Önümüzdeki hafta görüşmek üzere
+ bir buçuk‘un altıncı Pazar bülteni burada sona eriyor. Umarım okuduğunuz bültenler, yeşil dönüşümün ne kadar karmaşık bir konu olduğuna ve bugüne kadar tecrübe etmediğimiz ölçekte kompleks bir planlamaya ihtiyaç duyulduğuna dair bir farkındalık yaratabiliyordur. Her türlü öneri, eleştiri ve yorumunuz için ister aşağıdaki kutuya yorum bırakarak, isterseniz buradaki iletişim formu aracılığıyla bana ulaşabilirsiniz.
Bültenleri e-posta üzerinden de okuyabileceğinizi tekrar hatırlatarak, herkese iyi Pazarlar diliyorum.
Not: İçerik hazırlığında kullanılan tüm kaynakların listesini burada görebilirsiniz.

Bir Yorum Yazın