,
9–13 dakika

OKUMA SÜRESİ

Bülten #8 – Yenilenebilir enerjiyle kalkınma, döngüsel sanayi ile karbonsuzlaşma!

Merhaba! Bu hafta yine özenle hazırlanmış ve dolu dolu bir Pazar bülteniyle sizlerleyiz.

Sanayinin karbonsuzlaşması için döngüsel ekonominin gerçekten makul bir yol olduğu düşüncesi ile başlayıp, gündemdeki önemli gelişmelere değindikten sonra, yenilenebilir enerjinin yalnızca bir enerji kaynağı değil, toplumsal ve ekonomik kalkınmanın kilit bir unsuru haline nasıl geldiğini detaylarıyla inceleyeceğiz.

Lafı fazla uzatmadan başlayalım.

Bültenlerimize abone olun!

Her hafta, sanayi ve tedarik zincirinde karbon azaltımıyla ilgili en güncel bilgileri ve ilham verici içerikleri e-posta kutunuza taşıyoruz.
Katılın, hiçbir şeyi kaçırmayın!


Öne çıkan dosyalar

♻️ Karbonsuzlaşma için döngüsel sanayi

Emisyonların 2050 (Türkiye için 2053) senesinde net sıfıra ulaşabilmesi için çözüm bekleyen önemli problemlerden bir tanesi, çelik, alüminyum, kimya ve çimento gibi ağır sanayilerde yol haritalarının netleşmesi. Bu konuda yapılan çalışmalar mevcut: Ancak bu çalışmaların ne kadar gerçekçi çözümler sunduğu tartışmaya açık bir konu.

Döngüsel ekonominin ağır sanayi için tek başına bir çözüm olarak görülmesi doğru değil; ama döngüsel ekonomi prensiplerinin daha etkin kullanılması, net çözümler üretilemeyen alanların ağırlığını nispeten hafifletebilir. Örneğin çelik üretiminde cevherden üretime her zaman ihtiyaç duyuyor olacağız; sadece döngüsellik ile küresel talebin karşılanmasını bekleyemeyiz. Ama döngüselliğin etkinliğinin artması, cevherden üretime daha az gerek duyulmasına ve yüksek fırın rotasının küresel çelik üretimindeki oranının azalmasını sağlayabilir.

Aşağıdaki görsel, çelik, çimento, etilen ve alüminyum üretiminde işlerin olağan seyrinde devam ettiği (business as usual – BaU) ve 1,5 derece için gereken senaryolardaki emisyonları gösteriyor. Döngüsel ekonominin daha ön planda olduğu bir yaklaşım ile, BaU ve 1,5 derece hedefi arasındaki emisyon farkının azalması sağlanabilir.

Bu düşünceyi daha da netleştirmek adına alüminyum üzerinden bir örnek verebiliriz. Uluslararası Alüminyum Enstitüsü tarafından yayımlanan verilere göre, alüminyum atıklarının %27’si geri dönüşüm için toplanamıyor. Bu oldukça ciddi bir oran. Bu atıkların ekonomiye kazandırılması durumunda, yüksek emisyona sahip birincil alüminyum rotasına olan ihtiyacın (ideal koşullar altında) %27 düşmesini, bunun da emisyon azaltım hedeflerine olumlu yansıyacağını öngörebiliriz.

⛽💰 Büyük petrol şirketleri ABD’nin Paris Anlaşması’ndan çekilmesini istemiyor

Trump’ın söz verdiği üzere ABD’yi Paris Anlaşması’ndan ikinci defa çekmesi beklenirken, Inside Climate News haberine göre aralarında ExxonMobil gibi devlerin de bulunduğu fosil yakıt şirketleri buna karşı çıkıyor. Habere göre, petrol şirketleri her seçim sonrasında farklı politikalarla muhatap olmak yerine, ABD’nin tutarlı bir görüşünün olmasını, istikrarlı bir politik ve ekonomik atmosfer için tercih ediyorlar. Buna ek olarak, Paris Anlaşması gibi küresel ölçekte etkili ve itibarlı bir anlaşmadan çekilme nedeni olarak tanınmak da istemiyorlar. Yani bir açıdan bunu bir itibar meselesi olarak da görüyorlar.

Bunu bir PR hamlesi olarak da görebilirsiniz. Ama bu duruş gösteriyor ki, iklim krizinin insan kaynaklı olduğu ve bunun kökeninde de fosil yakıtların olduğu artık inkarı mümkün olmayan bir meşruiyet kazanmış durumda.

Fosil yakıt şirketleri planlarını ve yatırımlarını kısa vadeli değil; 20, 30 ve hatta 40 yıl gibi uzun süreli perspektifleri dikkate alarak yapıyorlar. O nedenle bu şirketlerin sadece birer “düşman” olarak değil, bu dönüşümde işbirliği içinde çalışılabilecek partnerler olarak da görülmeleri (her ne kadar çoğu kişi için radikal bir düşünce olsa da) daha doğru olabilir.

Çünkü devasa bilançolara sahip bu şirketler, CCUS (karbon yakalama, kullanım ve depolama) teknolojileri için gereken bütçeleri ayırabilirler. Üçüncü bültende gördüğümüz üzere, gündemde olan CCUS projeleri zaten çoğunlukla bu dev şirketlerin finansman desteğiyle hayata geçiriliyor. CCUS iklim kriziyle mücadelede doğru bir yol değil görüşünü kişisel olarak savunmaya devam ediyorum. Ancak makul çözümlerin üretilemediği sektörlerde, en azından mevcut emisyonların kontrol altına alınması için etkili olabilecekleri de bir gerçek.

Buna ek olarak bu şirketler yeşil hidrojen gibi, karbonsuzlaşma yolculuğunda büyük ümitlerin bağlı olduğu teknolojilerin realize edilebilmesini sağlayabilecek büyüklükteler. Rafinerilerde ve petrokimya tesislerinde kullanılması nedeniyle, bu şirketler halihazırda hidrojen üretimi yapıyorlar. O nedenle yeşil hidrojen üretimi gerçekten makul fiyat seviyelerine inip hayatımıza girecekse, kuvvetle muhtemel ki bu dev enerji şirketleri bu süreçte önemli bir rol oynuyor olacak.

Trump fosil yakıt şirketlerinin bu çağrısını dinler mi, kestirmek zor. Muhtemelen dinlemeyecek ve bildiğini okuyacak. Ama fosil yakıt şirketlerinin bu duruşu her ne kadar özünde itibar ve kazanç nedenli olsa da, yeşil dönüşüm yolculuğunda partnerliğin de bir ihtimal olabileceğini hatırlatması açısından kayda değer diye düşünüyorum.


Gündemden kısa notlar

❌ Yer altında devasa hidrojen rezervleri BULUNMADI!

2019 yılında ilk hidrojen sondaj kuyusunu kuran Natural Hydrogen Energy LLC tarafından işletilen Nebraska’daki sondaj kulesi. Yer altı doğal hidrojen kaynakları halihazırda ABD (Nebraska, Kansas) ve Afrika (Mali ve Tanzanya) yanında birkaç bölgede daha keşfedildi. Ancak aşağıda bahsettiğim haberlerde verilen bilginin aksine, bu rezervlerdeki miktarlar oldukça sınırlı.

Büyük harflerle BULUNMADI yazarak başlamak istiyorum, çünkü medyada “bulundu” manşetiyle servis edilen haberlerin aksine, böyle bir bulgu yok. Meselenin özü buradaki bilimsel yayına dayanıyor. Science Advances dergisinde Aralık ayında yayımlanan makalede olasılık hesabına dayalı bir matematiksel modelleme ile, yer altında henüz keşfedilmemiş 103 ila 1010 milyon ton hidrojen rezervinin olabileceği, en olası rezerv miktarının ~5.6 × 106 ton olduğuna dair bir öngörü sunuluyor. Hesaba dayalı bu öngörü popüler medyaya nedense “6 milyar tonluk hidrojen rezervi bulundu ve insanlığın problemi çözüldü” şeklinde yansıyor. Bazı medya kuruluşları ise içeriği doğru servis etmelerine rağmen manşete yine de “bulundu” yazmakta ısrar ediyor. (Burada ve burada yurt içi ve yurt dışı örneklerini görebilirsiniz.) Haberin gözünüze çarpmış olma ihtimaline karşılık, bir netlik sağlamak iyi olur diye düşündüm. Ayrıntılar: Science Advances / 13.12.2024

🤦🏼‍♂️ Havadan karbon yakalama girişimine verilen paralar havaya mı gidiyor?

Bill Gates’in Breakthrough Energy şirketi, havadan doğrudan karbon yakalama (direct air capture, DAC) teknolojisi üzerinde çalışan Kanadalı Deep Sky adlı bir girişime 40 milyon dolarlık bir hibe verdiğini açıkladı. Kurulacak tesisin ilk aşamada yılda 3.000 ton CO2 yakalaması; 10 yıllık süre zarfında ise yakalama kapasitesini yılda 30.000 ton CO2’ye çıkarması bekleniyor.

Bill Gates’in İklim Felaketini Nasıl Önleriz başlıklı kitabının açılışında verilen, atmosfere her sene 51 milyar ton CO2 salındığı bilgisi dikkate alınırsa, emisyonlar aynı kalsa bile on yıl sonra kurulabilecek 30.000 tonluk bir tesis yıllık emisyonların milyarda 5’ini yakalayabiliyor olacak. Diğer bir deyişle, bu tesislerden bir milyon tane kurulduğunda, yıllık emisyonların binde 5’ini yakalayabilecek. (Dikkat: atmosferde mevcut bulunanın binde beşini değil, yıllık salımın binde beşini.) Bill Gates’in bu yatırımı ne kadar ümit verici bir gelişme, tartışılır. Ayrıntılar: Reuters / 18.12.2024Interesting Engineering / 12.08.2024

⚖️ Güney Afrika’da hükümetin kömür santrali planı mahkeme yoluyla durduruldu

Güney Afrikalı STK’lar, hükümetin planladığı 1500 MW’lik yeni kömür santrali projesinin, pahalı olması yanında çocukların sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını kısıtladığı gerekçesiyle iptali için başlattıkları yasal süreçten zaferle çıktılar. İklim açısından bir dönüm noktası niteliğinde olan bu karar, hükümetin enerji politikasının anayasanın çeşitli bölümleriyle uyuşmadığı argümanını destekliyor. Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi, kömür santrallerinin Güney Afrika’da her yıl 2200’de fazla kişinin ölümüne ve binlerce bronşit ve astım vakasına neden olabildiğini raporluyor. Ayrıntılar: Euronews / 06.12.2024

👎 Yatırımcının temiz teknolojilere iştahı azalıyor mu?

Cipher’ın Clean Investment Monitor verilerine dayanan analizine göre yüksek faiz gibi pazar etkileri, altyapı eksikliği ve ABD seçimi öncesi politik ve düzenleyici belirsizlikler nedeniyle temiz teknolojilerin son yıllarda kazandığı ivme yavaşladı. Yeşil hidrojen, karbon yakalama, kullanım ve depolama (CCUS), kritik minerallerin işlenmesi gibi temiz teknoloji yatırımlarının 40 milyar dolar üzerinde seyrettiği iki yıllık bir sürecin ardından ABD başkanlık seçimlerinin de etkisiyle 2024 bir duraklama yılı oldu. Cipher raporuna göre CCUS ya da yeşil hidrojen gibi teknolojiler için gerekli boru hatlarının ve depolama imkanlarının yetersizliği ve aşılması gereken zorluklar, yatırımcıların iştahını körelten bir başka etken. Ayrıntılar: Cipher / 16.12.2024


Haftanın ana konusu: Yenilenebilir enerji – Sürdürülebilir kalkınmanın güç kaynağı

İklim kriziyle mücadele kapsamında yenilenebilir enerjinin rolü ve önemi tartışılmaz. Ancak yenilenebilir kaynakların rolü, karbonsuz bir geleceği mümkün kılmakla sınırlı değil: Bu teknolojiler, sürdürülebilir ve daha adil bir gelecek için önem taşıyan birçok noktaya temas edebiliyorlar. Ancak konunun bu tarafını yeterince konuşmadığımızı düşünüyorum. Bültenin bu son kısmında, yenilenebilir enerjinin sürdürülebilir kalkınmaya hangi açılardan destek verebileceğini masaya yatıracağız.

2015 senesinde, Birleşmiş Milletler (BM) üyesi ülkelerin liderleri, Türkiye’nin de dahil olduğu bir uzlaşıya imza attı. Bu uzlaşının amacı, 2030 yılına kadar dünyayı daha yaşanabilir ve adil bir hale getirecek üç temel hedefi gerçekleştirmekti:

  • Aşırı yoksulluğu sona erdirmek,
  • Eşitsizlik ve adaletsizlik ile mücadele etmek,
  • İklim değişikliğini düzeltmek.

Bu üç hedefe ulaşabilmek için, dünyanın karşı karşıya olduğu en zorlu sorunlara kapsamlı bir çözüm sunabilecek 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı (SKA) belirlendi. Bu SKA’ları aşağıdaki görsel üzerinde görebilirsiniz.

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA). Kaynak: kureselamaclar.org

Bu amaçların her biri, hem çok katmanlı, hem de çok yönlü bir bakış açısı gerektiriyor. Çünkü bugünün problemlerini çözerken, gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama yeteneklerini tehlikeye atmıyor olmamız gerekiyor. Zaten o yüzden bu amaçların başında sürdürülebilir ifadesi yer alıyor. Bu düşünce ile geliştirilen bu 17 amaç, tüm dünya ülkeleri için ortak bir yol haritası sunmayı hedefliyor.

Ben bu yazıda yenilenebilir enerjinin bu amaçlarla ilişkisi üzerinde durmak istiyorum. Yüzeysel bir bakış açısıyla, yenilenebilir enerji sadece SKA 7’nin (erişilebilir ve temiz enerji) konusuymuş gibi görünse de, aslında yukarıdaki görselde özetlenen birçok SKA ile ilişkisi bulunuyor. Bu karmaşık ilişkileri biraz daha görünür kılmak ve yenilenebilir enerjinin temas edebileceği alanlara karşı bir farkındalık yaratma amacıyla, bu düşünce egzersizinin hepimiz için faydalı olacağını düşünüyorum. O zaman lafı daha fazla uzatmadan başlayalım: Bakalım yenilenebilir enerji, SKA 7 dışındaki amaçlara da temas edebiliyor mu?

Yoksulluğa (SKA 1) ve açlığa (SKA 2) son

Yenilenebilir enerjinin en önemli artılarından bir tanesi, özellikle kırsal ve gelişmekte olan bölgelerde kurulu bir şebeke olmadan da enerjiye erişim imkanı vermesi; sınırlı erişimi olan bölgelerde ise enerjiye erişimi kolaylaştırması. Güneş ve rüzgar gibi kaynaklar bu özellikleri sayesinde tarım faaliyetlerinde kolaylık sunarak, üretkenliğe olumlu katkı sağlıyor. Bu da hem gıda güvenliğini sağlamaya, hem de açlıkla mücadeleye yardımcı oluyor.

Sağlık ve kaliteli yaşam (SKA 3)

Yenilenebilir kaynaklardan emisyon olmaması hava kalitesine de olumlu yansıyor. Bu birinci artı. Buna ek olarak, temiz enerji kaynaklarının erişim kolaylığı, hastane ve polikliniklerde enerji sürekliliğini güvence altına alarak sağlık hizmetlerinin güvenliğine de olumlu katkı sağlıyor. Tıpkı tarım örneğinde olduğu gibi, yine kırsal ve gelişmekte olan bölgelerde medikal cihazların çalıştırılması, soğutma ihtiyacı olan ilaç ve kimyasalların muhafazası, bakım odalarının havalandırılması gibi konularda da kolaylık ve güvence sağlıyor.

Nitelikli eğitim (SKA 4)

Enerjiye erişim kırsal ve gelişmekte olan bölgelerde eğitim kalitesini de doğrudan etkiliyor. Güneş enerjisiyle aydınlatılan okullar, öğrencilere daha uzun ve güvenli öğrenim saatlerinin sunulmasını mümkün kılıyor. Buna ek olarak dijital eğitim materyallerine erişim imkanı sunması da eğitimin niteliğini arttırıyor. Birleşmiş Milletlerin yayımladığı raporlarda, enerji güvenliğinin, kırsalda çalışan öğretmenlerin meslekte tutunmasına katkı sağlaması gibi, çok geniş bir yelpazede değerlendirilebilecek olumlu etkilerinin de gözlendiği yer alıyor.

Manisa’nın Sarıgöl ilçesindeki Çavuşlar İlkokulu, elektrik ihtiyacını çatısındaki güneş panellerinden karşılıyor. Kaynak: T.C. Milli Eğitim Bakanlığı.

Toplumsal cinsiyet eşitliği (SKA 5)

Tüm ömrünü şehirde geçirmiş birisi, yenilenebilir enerji ile toplumsal cinsiyet eşitliğinin ne ilgisi olabilir diye düşünebilir. Ama kırsalda, özellikle kız çocuklarının eğitim hayatından uzak tutulabildiği bölgelerde, enerji güvenliğinin sağlanması, okullara katılım ve devamlılık konularında da (mucize düzeyinde olmasa da) olumlu etkiler yaratabiliyor. Buna aydınlatmadan tutun, su tedarikinin (pompalar yardımıyla) kolaylaşması ve güvenlik kameralarının yerleştirilebilmesi gibi detaylar da eklenince; enerjiye erişimin kolaylaşması eğitimde eşitliğe de olumlu katkıda bulunuyor. Ayrıntı gibi yorumlanmaması gereken, önemli bir konu. Tek bir kız çocuğunun ailesi bile bu nedenle fikir değiştiriyorsa, bu olumlu bir katkıdır.

Temiz su ve sanitasyon (SKA 6)

Yenilenebilir enerji, temiz suya erişimin daha ekonomik koşullarda sağlanmasını mümkün kılıyor. Özellikle güneş enerjisi ile çalışan su pompaları, su kıtlığı yaşanan bölgelerde hayati bir rol oynuyor. Temiz ve güvenli suya erişim, tifo, kolera, koli basili, salmonella, dizanteri ve hepatit A gibi suyla taşınan birçok hastalığın önlenmesinde büyük bir önem taşıyor.

İnsana yakışır iş ve ekonomik büyüme (SKA 8)

Yenilenebilir enerji sektörü, tek başına ele alındığında da ekonomik büyümeyi destekleyen, iş fırsatları yaratan bir alan olarak öne çıkıyor. Güneş panelleri ve rüzgar türbinleri gibi yenilenebilir enerji altyapılarının kurulumu ve bakımı, istihdam olanaklarını arttırarak yerel ekonomilere katkı sağlayabiliyor.

Sürdürülebilir şehirler ve topluluklar (SKA 11)

Yenilenebilir enerji, şehirlerde sürdürülebilir ulaşım çözümlerini destekleyerek enerji verimliliğine olumlu bir katkı sağlıyor. Elektrikli araçlar, yeşil binalar ve hatta güneş enerjisiyle çalışan sokak lambaları gibi detaylar bile, küresel ısınmayla mücadele kapsamında atlanmadan dikkate alınması gereken faktörler.

İklim eylemi (SKA 13)

Yenilenebilir enerjinin en bariz olumlu etkilerinden bir tanesi, elbette iklim eyleminde su yüzüne çıkıyor. İklim kriziyle mücadelenin temel yapıtaşlarından olan yenilenebilir enerji, aynı zamanda iklim krizi kaynaklı afetlere müdahale süreçlerinde de önemli bir rol oynuyor: Merkezi şebekenin zarar gördüğü durumlarda panellerle çalışan cihazlar ve piller, yaşam ve ölüm arasındaki farkı belirleyebiliyor.

Güneş panelleri, afet bölgelerindeki sıkıntıların atlatılabilmesinde hayati bir rol oynayabiliyor. Kaynak: TRT Haber.

Bu yazdıklarımın çoğu, yenilenebilir enerji dediğimiz zaman ilk aklımıza gelen şeyler değil. Yenilenebilir teknolojiler sadece emisyonların azalmasına değil, kırsaldaki kız çocukların okutulmasından tutun, deprem gibi afetlere müdahale süreçlerine kadar kadar birçok faydaya vesile olabiliyor.

Yenilenebilir enerjiyi yalnızca bir enerji kaynağı olarak değil, toplumsal ve ekonomik kalkınmanın kilit bir unsuru olarak değerlendirmek gerekiyor. Bu teknolojiler, sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek için gerekli altyapıyı sağlarken, eşitsizliklerin azaltılmasında ve toplumsal dayanıklılığın artırılmasında da kritik bir rol oynuyor.

Yenilenebilir enerjiyi sadece bir dönüşüm konusu olarak değil, aynı zamanda fırsatlar yaratan bir dönüşüm aracı olarak görmek en doğrusu.


Önümüzdeki hafta görüşmek üzere!

+ bir buçuk‘un sekizinci Pazar bülteni burada sona eriyor. Umarım bu bültenler, yeşil dönüşümün şimdiye dek tecrübe etmediğimiz ölçekte kapsamlı ve titiz bir planlama gerektirdiğini ve teknoloji darboğazının, problemin merkezindeki meselelerden biri olduğunu gösterebiliyordur.

Her türlü öneri, eleştiri ve yorumunuz için ister aşağıdaki kutuya yorum bırakarak, isterseniz buradaki iletişim formu aracılığıyla bana ulaşabilirsiniz.

Bültenleri e-posta üzerinden de okuyabileceğinizi tekrar hatırlatarak, herkese iyi Pazarlar diliyorum.

Not: İçerik hazırlığında kullanılan tüm kaynakların listesini burada görebilirsiniz.

Bir Yorum Yazın

Bültenlere Kaydolun!

Her hafta sanayi ve tedarik zincirinde karbon azaltımıyla ilgili özenle seçilmiş güncel bilgiler ve derinlemesine analizler e-posta kutunuza geliyor.
Güncel kalmak için şimdi kaydolun!

+ bir buçuk, ağır sanayi ve tedarik zincirlerinde iklim dostu bir geleceği şekillendirmek için bilimsel temellere dayalı bilgi ve stratejiler sunan haftalık bir bültendir.

Sürdürülebilir bir sanayiyi birlikte şekillendirelim. 

Her hafta sanayi ve tedarik zincirlerinde karbonsuzlaşma, temiz enerji ve iklim dostu çözümler üzerine özenle hazırlanmış analizler ve güvenilir bilgiler posta kutunuza geliyor. +bir buçuk bülteni, doğru bilgi ve bilimsel yaklaşımla sürdürülebilir dönüşüm yolculuğunuzda size rehberlik eder. Pratik çözümler, derinlemesine analizler ve gerçek başarı hikayeleriyle geleceğin sanayisini bugünden inşa edelim.

İçerik hazırlığında kullanılan kaynakları bu sayfada görebilirsiniz.

Arda Çetin Eğitim, Danışmanlık ve Mühendislik İşleri.

© 2025 | ardacetin.com

Sosyal Medya

Bültenleri LinkedIn üzerinden de takip edebilirsiniz. Bilgi için tıklayın.

Buraya kadar okuyanlar için özenle hazırlandı. ❤️

+ bir buçuk sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin